
YAŞAYAN BİR DÜNYA ÜRETMEK
Oyuncuların oyunları sırasında öncelikli olarak aradıkları şeylerden biri de etraflarındaki dünyanın yaşayan, dinamik bir dünya olmasıdır. Atmosferi, inandırıcılığı ve tutarlılığı sağlamanın öncelikli araçlarından biri de oyunculara yaşayan bir dünyanın içinde oldukları inancını aşılamaktır.
Oyuncuların çevrelerinde en çok muhatap oldukları meselelerin başında NPCler gelir. Çünkü hem düşmanları, hem dostları, hem yardımcıları, hem de gezdikleri gittikleri yerlerde çevredeki ağaçlardan, taşlardan, yollardan daha çok, bu bir etkileşim oyunu olduğu için NPC’lerle alakadar olacaklardır ve NPC’lerin yaşayan bireyler gibi görünmeleri, atmosferi oluşturmada birincil öncelik kazanacaktır.
NPC’ler nasıl yaşatılır?
NPC’lerin nasıl yaşatılacağı konusu tamamen DM’e kalmış bir bilmecedir. Bu açıdan DM’in biraz olaylara geniş açıdan bakabilme yeteneğine sahip olması gerekir. Bu geniş açıdan bakabilme yeteneği ile DM, üretilen NPC’lerin hayattaki olaylara karşı tepkilerini, oyuncularla karşılaştıkları zamanın dışındaki yaşamlarını çabucak hayal edip gerçekten yaşayan kişiler gibi davranmalarını sağlayacaktır.
NPC’lerin kararlarının inandırıcılığı, onların belirli davranış kalıplarına uymalarından geçer. Bir köylü, köylü gibi davranır. Bir asker, asker gibi davranır. Fakat her ölümlü, ölümlü olduğu gerçeğiyle yüzleşerek davranır. Yani bariz ölümle sonuçlanacak bir olayın karşısında korkmamak için paladin gibi, korkuya bağışıklık özelliklerini almış olmak gerekir.
NPC dediğimizde hemen aklımıza gelenler savaş-dışı şehirli muhattaplar olsa da, karşılaşılan canavarlar, düşmanlar ve hatta oyuncuların hiç karşılaşmadan onlar hakkında karar veren ya da oyuncuların onlar hakkında karar verdiği kişiler de NPC’dir.
NPC’lerin gerçekçi davranmasını sağlamak için kafanızdan bazı soruları önceden cevaplayın.
*Bu NPC’nin çok cesurca bir hareket yapması için bir nedeni var mı?
*Oyuncular ya da diğer tehlikeli varlıklarla dövüşmek yerine mallarını mülklerini bırakıp kaçarlar mı?
*Yukarıdaki koşulda çoluğunu çocuğunu bırakıp kaçar mı?
Bu sorulara standart bir ortaçağ köylüsü söz konusu olunca cevap; kendisini hiç bir şekilde tehlikeye atmaz ve hatta ailesini, çoluk çocuğunu da bırakıp kaçar olacaktır.
Ortaçağ şehirlisi ise, şehirde yaşadığının bilincindedir ve kendisinden sorumlu bir devletin orada bulunduğu fikrine aşinadır. Yine de kendi başının çaresine bakması gerektiğini bilir. Herhangi bir tehlikeli durumda hemen muhafızları çağırabilecek donanıma mutlaka sahiptir. Eğer muhafızlar zamanında görünmezse de tehlike geçene kadar ortadan kaybolabilir. En azından dener.
Her fırsatta sağa sola çağırılan muhafızlardan ne haber peki? Onlar da dev kurtlara binen, ateştopları atan bir grup manyağın işine müdahale etmemeleri gerektiğini mutlaka bilirler. Çoğu şehir muhafızı düşük seviye askerlerden oluşur ve bunlar da standart insandan daha üstün olmalarına karşın, maceracı tayfasıyla başabaş giremeyeceklerini bilirler. Bu nedenle şehirlerin özel timleri diyebileceğimiz kendi maceracıları gelene kadar oyalamaya çalışır ya da suçluları caydırıp tehlikeden uzak tutmaya çalışırlar. En kötü ihtimalle zararsız bir uzaklıktan izleyip gerekli mercilere haber uçururlar.
Aşağıda bir kaç örnekle gerçekçi davranışları irdeleyeceğiz.
*Sıradan insanlar büyüden, özellikle de şekilli, parlak ve ikircikli efektlere sahip şeylerden hoşlanmasa da, tehlikesiz olduğuna ikna olduğunda mutlaka meraklanıp gelir. Büyülerin havada uçuştuğu savaşlardan, bazen canını tehlikeye sokma pahasına kaçacak kadar dehşete düşebilir.
Pages: 1 2