Tagged: frp

Bükülmez Kalkan Oyun Rehberi (Kitap 1 Bölüm 1 – Klanlar Vadisi’nde Yolculuğa Başlangıç)

Bükülmez Kalkan

Bükülmez Kalkan, Malathgargon yerlileri için neredeyse masal diyarları kadar uzak; fakat gözlerini kapattıkları an tepelerine çökecek bir kabus kadar yakın bir tapınak-ülkedir. Malathgargon’dan başka bir medeniyet kaynağının da olması, adeta goblin yaşamı için bir alay gibidir. Başlarda Malathgargon’lu yöneticilerin küçümsediği, şimdi ise gücünü ve önemini şüpheli bir şekilde inkar ettiği bu ülke, geçen on küsür yılda bütün dengeleri alt-üst etmeyi başarmıştır. Önce Bükülmez Kalkan’ın tarihiyle işe başlayalım.

Bükülmez Kalkan’ın Tarihi

Kuruluş

Bükülmez Kalkan Tarikati, aslında yabanlığın köşelerinde bulunan kasabaları ve köyleri barbarlıktan ve vahşi dünyanın tehlikelerinden korumak için kurulmuştu. Oradaki halkı savaşmaya hazır bir şekilde organize etmek, vahşi ırkları medeniyet yoluna çekmek ve her şeyden önce barbarlıkla mücadele etmek için vardı.

Klanlar Vadisi’ndeki Bükülmez Kalkan Manastırı da bu işe yarıyordu. Çürümetruk ile Gölgesema arasındaki, her ailenin tarlaları kadar bölgede krallığını ilan ettiği bölgede orc tehdidine karşı bu aileleri geçici olarak organize ediyor, onları savaş konusunda eğitiyor ve medeniyeti aşılamaya çalışıyordu. Ülkeye bağlı olmayan Bükülmez Kalkan manastırları hâlâ bu işleri yapmaya devam ederler. Ülkenin manastırları ise buna ek olarak o bölgeleri kendilerinin ilan ederler.

Yirmi yıl kadar önce, Malathgargon’un eli Klanlar Vadisi’ne değdi. Yüzey kentindeki köleleri organize etmekle görevli olan Kostok isimli bir insan, babasının yerini almak isteyen oğlu Mihael tarafından öldürüldü. Ancak cinayeti ortaya çıkınca ortadan kaybolan Mihael, Klanlar Vadisi’ne kaçmayı başardı. Burada, birkaç yıl boyunca askerlik yapacak ve tapınağın kaderinde büyük değişikliklere yol açacaktı.

Manastırdaki askerliği sırasında çevre klanların ve ailelerin çiftliklerini, tapınak adına fethetmeye başlayan Mihael Kostok, bir yıl kadar kısa bir süre içinde kendi emrinde bir ordu toplamayı başardı.

İyi eğitimli ordusu fetihlere devam ederken Mihael, yakın dostu Greyrick’i de alarak Klanlar Vadisi’ni alt üst etmeye başladı. İlk olarak bölgede yaşayan büyücü bir ejderhayı, Kanpençe’yi müttefikleri yapmayı başardılar. Sonrasında da bölgedeki en büyük klan savaşına dahil olup Mazgal sülalesini yanlarına çektiler. Bu sülale, mükemmel kumandanlar yetiştirmesiyle ünlüdür. Rakibi olan Pınar bekçilerini kıyımdan geçirdiler. Bu klan ise, Muhafız Elflerinin doğa büyülerinin ve liderleri olan Prenses Mathilda’nın ölümsüzlüğünün kaynağı olan gençlik pınarını korurlardı. Bükülmez Kalkan rahipleri bir şekilde bu pınarı yok ettiler. Bu, tüm dünyada yıllarca ilkel büyüleri ve elf ırkını kötü etkiledi. Belki yüz kadar bekçi öldürülmüş olsa da, güçlerinin azalması nedeniyle dolaylı yoldan binlerce ilkel büyü kullanıcısı ölmüş olmalı.

Pınarın yok edilmesinden sonraki bir ayda geçenler tapınağın büyükleri tarafından çok önemli bir sır olarak saklanır. Bütün çabalarıma ve denemelerime rağmen net bir bilgi edinemedim. Anladığım kadarıyla Bükülmez Kalkan’ın taptığı tanrıyı, Savaş Tanrısı Bane’i kızdıracak bir şey yapıldı ve bu yüzden ondan af dilenmek için bütün tapınak ve ona bağlı olan halk delicesine bir hırsla savaşmaya karar verdi.

Sır gibi saklanan zamanda ne olduysa, Bükülmez Kalkan, daha önce görülmemiş bir imanla savaşıyordu. Hiç bir hazırlık yapmadan, sayıca kendilerinden dealarca üstün ve oldukça vahşi olan Sarpkasvetli orcların bir kalesini, Biishron’u aldılar. Burayı Kara El Kalesi olarak adlandırıp merkezleri yaptılar. Her nasılsa aynı anda yakınlardaki Obron kentini de fethedip bütün halkını köleleştirdiler. Bu haberlerin Malathgargon’a geldiğinde oluşturduğu şaşkınlığı dün gibi hatırlıyorum.

Bükülmez Kalkan’ın oluşturduğu panik havası o kadar büyüktü ki, Klanlar Vadisi tam anlamıyla kaosa sürüklenmişti. Bazıları panik içinde kaçışırken, bazıları da ümitsizliğe kapılıp kendiliğinden bu yenilmez savaşçılara katılıyordu. Görünüşe göre de tanrılarının onayını almışlardı, çünkü çok kısa sürede güçlerine güç katıyorlardı.

Savaşlar sırasında neler olduğuna dair bilgiler karışık. Fakat bu sıralarda, daha önceleri Pınar Bekçisi klanından olan Lilvorethe isimli bir Shifter kadın, ilahi güçleri ve orduları idare etme yeteneğiyle ön plana çıkmış görünüyor. Tapınaktan önceki yaşamında çok güçlü bir druid olması beklenirken, iradesi kırılmış, Greyrick denen katile köle edilmiş ve hatta Bane ruhbanı haline getirilmişti. Bane’in fetih ideallerini o kadar iyi temsil ediyor olmalıydı ki, gücü ulaşılmaz seviyelere kısa sürede geldi. Sonuç olarak da, o zamanki adıyla Bükülmez Kalkan Tapınağı’nın başrahibesi oldu. Bu görevini bu güne kadar sürdürdü.

Bükülmez Kalkan’ın kuzeyinde, içine kapanık ve tehlikeli bir elf kavmi vardır. Bunlar o kadar paranoyaktır ki, kendilerine en ufak bir tehdit görürlerse, onu yok etmek için her şeyi yaparlar. Bu elfler, ormanlarının içinde nasıl bir yaşam sürüyorlar bilinmez ancak, ormandan dışarı çıkanlardan bildiğimiz kadarıyla her biri krallıklar yıkacak kadar kuvvetlidir. Hepsinin ordu halinde çıkması ise tam bir felakettir. Bunu kısa süre içinde Bükülmez Kalkan da çözdü.

Batıdan orclar ve Çürümetruk’lu büyücüler, dört bir yandan düşman klanlar varken bir de kuzeydeki elflerle savaşmaya kalkarlarsa sonları geldiğini anlayan Mihael ve Tapınak liderleri, müttefik arayışına başladılar. Edindiği güce güvenen Mihael, memleketine dönmeye karar verdi. Yanına Malathgargon’u görmek isteyen Kanpençe’yi ve sadık yoldaşı Greyrick’i alıp Malathgargon’a geldiler.

Savaşlar Dönemi

Mihael ve Greyrick, Malathgargon’da dört ay kadar yandaş aramakla uğraştılar. Her gittikleri kapıda kullanıldılar, aşağılandılar, politikalara alet edildiler ve öfkeleri biriktikçe birikti.

Mihael’in bir süre önce babasını öldürerek kaos içinde bıraktığı yüzey kentini dize getirdiler ve ordu vaadine karşılık yönetimi hobgoblin soylulardan birine verdiler. Malathgargon’daki Bane tapınağının başka bir tarikat olduğunu anlamadıkları için gönderdikleri kişilerin ülkede karışıklık çıkardığını öğrendiler. Bu sırada yanlarında gelen ejderha Kanpençe, ortadan kaybolmuştu.

Malathgargon’un hobgoblinlere özel olan yeraltı şehrine giriş için bile üç ay uğraştıktan sonra Mihael ve Greyrick gibi sabırsız katillerin adeta gözlerinin dönmüş olduğunu düşünüyorum.

Çıkar kavgalarına alet olmaları, soylular arasında mekik dokumaları yetmemiş gibi, bir de şehirdeki altı tapınağın arasındaki din savaşlarına da çekildiklerinde ikilinin canına tak demişti.

Açıkça hak ettiklerini düşündükleri askeri destek için son olarak yapmaları gereken onlara söylendiğinde, bunu başarmak için ellerinden geleni yapmaya karar verdiler. Bu görev de, Malathgargon’u mesken edinmiş olan bir tarikati yok etmekti.

Eminim ki bu görevi onlara kim verdiyse aklında tarikatçilerin kıyıda köşede ölülerinin bulunması, bazı ufak tefek çatışmalar ve asayiş sorunları vardı.

Mihael ve Greyrick’in yok etmekle görevlendirildiği tarikat, “Pislik Rahipleri” diye geçen bir topluluktu. Yer altı şehrinin lağımlarının aktığı en alt katında yaşarlardı. Bütün çöpler ve pislikler buraya akar ve burada rahipler tarafından ayrıştırılırdı. Çoğu kayıp eşya ve ölü kişiler buradan çıkardı. Tabi çıkmaları karşılığında iyi bir ücret vermek gerekirdi. Bu ücretlerin rahipleri ne kadar zenginleştirdiğini kimse fark etmemişti. Bu parayla ne kadar kuvvetlendiklerini de.

Mihael ve Greyrick bu gücü görünce tek başlarına bu sorunu halledemeyeceklerine karar verdiler. Çünkü rahipler aslında Çürümetruk’lu warlocklar ve şeytana tapan kişilerdi. Kuvvetli büyüler yoluyla şehri ele geçirmeyi planlıyorlardı. Kanpençe de büyülerini kuvvetlendirmek için bunlara katılmıştı. Ani bir saldırı yapmaları durumunda bütün Malathgargon hazırlıksız yakalanabilirdi.

İkili, nasıl yaptılarsa Bükülmez Kalkan ordusunu organize edip büyülü geçitler yoluyla Pislik Rahipleri’nin katına aktardılar. Ani saldırıyı yapan bu sefer, Malathgargon’un tamamen dışından gelen bir tehditti. Şaşkınlık ve panik öyle büyük boyutlardaydı ki, tüm şehirde savaşlar patlak verdi.

Savaşlar sırasında, Mihael Kostok ve Greyrick, Kanpençe ile dövüşürken en alt katı tamamen yıkmayı ve şehrin altındaki yeraltı denizine gömmeyi başardılar. Pislik Rahiplerinin başı olan Hanfiran isimli kadını da esir aldılar. Bu kadın, Çürümetruk’un düşmesinden bizzat sorumlu olan kişilerdendir.

Hobgoblinlerin şu güne kadar şükretmeleri gereken bir şey varsa, o da Bükülmez Kalkancıların görevlerine bağlılığıdır. Panik içindeki şehre saldırıp fethetmek yerine işleri bitince ordularının büyük kısmını geçitlerden geri yolladılar. Sonra da gerçek güçlerini görenlerden tehdit edercesine, “vaatlerinizi yerine getirmelerini” istediler. Soylular meclisinin üyeleri bu nedenle, suratlarının rengi bir sene boyunca soluk gezdiler. Çoğu soylu hâlâ yeterince güvende olmadığını düşünerek kendini daha fazla korumaya çalışır.

Malathgargon’a saldırabilecek kadar deli olmaları, hiç savaş kaybetmemeleri ve büyüleri çok etkili kullanmalarının şöhreti duyuldukça aslında askeri desteğe de ihtiyaçları kalmadı. Karşılarına ordu çıkarabilecek acil bir tehdit yoktu. Elfler, kendilerine saldırılmadıkça Bükülmez Kalkan’a dokunmayacaklarını ilan ettiler ve Çürümetruklular kaçtılar. Çoğu klan Bükülmez Kalkan’a katıldı.

Sonraki beş yıl, köle ayaklanmalarını bastırmaya çalışmakla geçti. Nedense Bükülmez Kalkan o yıllar boyunca hep Malathgargon’dan gelecek askeri desteği beklemeye devam etti. Şöhretlerinin kılıçlarından daha etkili olduğunu fark edememiş gibiydiler. İç savaşlar, yayılmalarını büyük ölçüde engellemiş gibi görünüyordu.

İç savaşlardan biri sırasında Mihael Kostok, savaşlardaki başarısızlıkları ve kölelere fazla iyi davranıldığını bahane ederek krallığını ilan etti ve Bükülmez Kalkan’ın başına geçti. Kan ve korkuyla yıllarca Klanlar Vadisi’ni tiranlığı altında titretti. Malathgargon’un alt katını yıkmakta kullandığı balyozu “Soykırım”, ismini bu zamanlar içinde aldı. Binlerce goblinsiyi ve düşmanı dümdüz ettiği söylenir.

Mihael’in krallığı sırasında bir sefer Çürümetruk’la savaştılar. Şeytanlarla yaptığı anlaşmalar nedeniyle dayanılmaz güzelliğe kavuşan Hanfiran’ı haremine katan Mihael, kalesine sızan büyücülerin kendisi ve tüm adamlarının gözünün önünden liderlerini kaçırmasını hazmedemedi. Bunun sonucunda bir lejyon dolusu askerini Çürümetruk’a yolladı fakat büyücülerin oyunları ve sürekli saldıran orclar nedeniyle geri dönmek zorunda kaldılar.

Mihael’in yönetimi, askeri anlamda fazladan bir başarı getirmemişti. Bunu öne süren tapınak, krallığı bozmak ve üstünlüğünü sağlamak için ülkeyi böldü. Tapınak ile krallık yanlıları arasında kanlı bir savaş baş gösterdi.

Madem askeri başarıyı gözetiyorlardı, ordunun en yüksek kademesi buna seyirci kalmayacaktı. Mazgal sülalesi de Obron kentini kendilerinin ilan ederek Bükülmez Kalkan ülkesinin kendilerine ait olduğunu ilan etti.

İç savaşlar tüm şiddetiyle devam ederken batıda toplanan ve tarihte görülmüş en büyük orc ordusu Bükülmez Kalkan’ı yıkmak ve Biishron’un intikamını almak için yola çıktı. Malathgargon’lu tüccarların kurduğu bir fetih ordusu da Klanlar Vadisi’ni kendilerine almak için aynı sıralarda yola çıktı.

Savaşı kimin anlattığına göre öğreneceğiniz bilgiler değişir. Fakat ben tüccar ordularından birinin başındaydım ve tüm detaylarıyla “Bitmek Bilmez Orc Kanı” kitabımda bu savaşı anlattım. Eğer detayları merak ediyorsanız onu okuyun. Özet geçersem şöyle oldu: Bükülmez Kalkan’a orclardan önce varmak için uğraştık. Fakat orclara yakalandık ve ordularımız yok edildi. Ancak orc güruhunu büyük ölçüde sakatlamayı başarmıştık. İç savaşı sonraya erteleyen Bükülmez Kalkan ise yine ani bir saldırıyla hem orcları, hem de bizim ordularımızdan geriye kalanları tamamen yok etmeyi başardılar. Ordulardan geriye kalanları kaçırmaya çalışırken Mihael Kostok ve Greyrick’e yakalandığımız günü ise asla unutamam. Malathgargon’lu Kahraman Hobgoblin Lordlarından oluşan otuz kişiyle, Mihael, Greyrick ve Bükülmez Kalkanlı on şövalye karşılaştı. Geriye bir ben, bir de Bükülmez Kalkanlı oniki kişi kaldı. O da, ben savaşın başında kaçtığım için.

Savaştan sonra Bükülmez Kalkan’da bir barış ilan edildi. Üç ayrı krallık, Bane’in davası için birlikte savaşacaklardı.

Bükülmez Kalkan Oyun Rehberi (Bölüm 15 – Anlayış Maskesi)

Maskenin meşum etkilerine karşı beni koruyacak ritüel kalkanların içine oturdum. Maske, önümde bir alıştırma kuklasının yüzüne takılmış şekilde duruyordu. Bir an için kuklanın acaba biz goblinsiler gibi duygulara kapılıp kapılmadığını ya da maskenin alınacak olmasına üzülüp üzülmeyeceğini merak ettim. Fakat Anlayış Maskesi’ni merak edenlerin geri durması gereken çok temel düşünceler vardı; zihinsiz bir hayvan gibi düşünmeye çalışmamak, cansız bir obje ya da namevt gibi düşünmeye çalışmamak ve bu sonuncusu kesin olmasa da, mümkün olduğunca tanımadığın ırk ya da yaratıkların kisvesine bürünmekten kaçınmak. Çünkü bu maske daha ziyade, diğer kültürleri anlamak için yapılmıştı.

Maske, eladrin yüzüne uygun bir şeydi. İnceydi. Fakat çoğu büyülü zırh gibi sana göre şekillendiğinden şüphe yoktu. Üst yanda bir kep gibi kafanın üstünü örtecek şekilde alnı uzundu.

Tam elimi maskeye uzatırken odanın kapısı ardına kadar açıldı ve başrahibe (primate derler) Lilvorethe ve birkaç ismini bilmediğim rütbeli rahip (vedette derler) içeri girdiler. Maskeyi ilk kullandığım anda şoka uğramamam için onlar da bazı irade kuvvetlendirici büyüler yaptılar. Nasıl Yeşilgöz’ün ritüelleri dolaylı kanallardan maskeyi baskılayacaksa, bunlar da savaş büyüleriydi ve doğrudan saldırıyı engelleyecek ve bana zihinsel notlarımı devamlı hatırlatacaklardı. Birini bile unuttuğum takdirde, maske çıkarılana kadar kendimi bir kukla ya da zombi ya da kaplumbağa sanabilirdim. (Evet kaplumbağa. Çünkü benim kadar gezgin bir kişi için hiç bir yere acelesi olmayan bu yaratıklar çok merak cezbedicidir.)

Düşüncelerle boğuşurken maskeye birkaç kez elimi uzatmış fakat geri çekmiştim. Sonra aniden, çoğunluğun gözle dahi takip edemeyeceği bir hızla maskeyi aldım ve yüzüme yerleştirdim.

Büyülü korumalara rağmen yaşadığım acının haddi hesabı yoktu. Şımarık bir soylu hobgoblin çocuğunun askeri eğitimde yaşadığı zihinsel karmaşa ve acıdan; insan gençlerini ölüme yollayan aile ve toplum baskılarından; cücelerin tembelliğe alıştığında çektiklerinden; shifter’ların evlenip bir yuvaya bağlı kaldıklarında çektiklerinden; ejderhaların saygı duymadıkları birini sırtlarında taşımak zorunda kalmalarından çok daha korkunç bir acıydı. Büyüler devreye girmese, hobgoblin olmanın getirdiği gururumdan başka kalkanım olmayacaktı. Tabi ki yeterli olurdu, fakat hayatımın en zorlu mücadelelerinden biri olurdu.

Mücadele bittiği an acı öyle muhteşem bir hisse dönüştü ki, neredeyse maskeyi çıkarmaktan hayat boyu vaz geçecektim. O kadar sinsice bir şekilde saldırmıştı ki maske, mest olmuştum adeta. Zihnimdeki bütün bilgiler öylesine mükemmel bir düzenle sıralanmıştı ki, hayret verici bir sistemdi. Bir Bükülmez Kalkan’lı gibi düşünüyordum. Gittiğim her yer, karşılaştığım her kişi önem sırasına göre sıralanmıştı. Bunlarla ilgili bilgilerim bile işime ne kadar yarayacağına göre sıralanmıştı.

Bir an sonra, çok değer verdiğim bazı anıların önemsiz diyerek neredeyse unutulduğunu keşfettim. Seyahatlerimin en keyifli fakat boş zamanla geçen bazı kısımlarını unutmuştum ve kendimden bunları yaptığım için tiksinmiştim. Fakat onlar “BENİM” anılarımdı! Her biri de kıymetliydi! İşte o an anladım ki, önem sırasının iki kriteri vardı; Askeri ve ekonomik önem. Her yerleşim, ne kadar kolay fethedilebileceğine ve her kişi, bu fetihler sırasında ne kadar faydalı ya da zararlı olacağına göre sıralanmıştı. Kişiliklerinin, başarılarının ve onurlarının önemi yoktu. Yüce Lord Bane’e hizmet etmiyorsa, en iyi ihtimalle zincire vurulmalı veya yok edilmeliydi.

Kendi kişiliğimin bir anda isyana geçtiğini hissettim. Sevgili şehrim, yüce medeniyet Malathgargon’un bile yüzyıllardır diğer medeniyetleri acımasızca yok etmesine karşıydım; böyle bir yaklaşımı yaşadığım her saniyeyle reddedecektim. Farkına varmadan maskeyi çıkarttım.

Yeşilgöz temkinli bir şekilde yaklaştı. Gerçekten bir elf prensesi gibi davranıyordu. Kişiliğimin kendini toparlaması birkaç saniye sürdü. Muhtemelen bana günler gibi gelen maskeyle savaş da o kadar sürmüştü. Yıkmak, kurmaktan kolaydı. Bu yüzden kişiliğimin yıkılmasıyla toparlanması aşağı yukarı aynı sürmüş olmalıydı.

“Ne oldu?” diye sordu. “Neden ağlıyorsun?”

Ağladığımı fark etmemişim. Bir shifterın, insanların ve ejderhanın karşısında ağlamak gururuma dokunmuştu fakat dayanamıyordum. Hayatımda en çok mücadele ettiğim zihniyete gezilerimle hizmet edecektim. Fatihlerin, zalimlerin ve hobgoblinler dışında herhangi bir ırkın üstünlüğüne inananların her zaman karşısında olmuştum. Şimdi ise tüm ırkları kölelikte ve askerlikte eşit gören bir zihniyet için çalışıyordum. Bu yüzden göz yaşlarım durmuyordu.

“Çıkın!” dedim herkese. “Dışarı çıkın!”

Kafaları karışmış bir şekilde dışarı çıktılar. Keskin hobgoblin kulaklarım rahiplerden birinin “Beklediğimden daha iyi karşıladı maskeyi” dediğini duydum. Kim bilir maskeyi denediklerinde kaç kişiyi öldürmüş ya da ölmekten beter etmişlerdi.

Üzerimdeki büyülü korumaların geçmesini bekledim. Savaş büyüleri uzun sürmezdi, bu yüzden gidip ritüel halkalarının dışında bir yere oturmam ve birkaç dakika beklemem yeterli olmuştu. Maske elimde biraz düşündüm. Acaba bünyem maskeyi bu denli şiddetli reddetmeseydi bu ülke bana bu kadar canavarca gelir miydi? Ya da ileride beni koruyacak büyüler olmadan maskeyi kullandığımda ne olacaktı?

Soruların cevabını düşünerek bulabilirdim. Daha iyisi ise maskeyi korumalar olmadan takmaktı. Bunu yapmak çok zor olmadı. Maskeyi yüzüme yerleştirmem yetti. Sonrası ise kelimelerle anlatılmayacak kadar etkileyiciydi. Önümde neler yapacağıma dair tam bir plan oluşmuştu ve gezeceğim yerlerle ilgili ön bilgilerim, bunları nasıl geliştireceğim ve amaca uygun bilgileri nasıl derleyeceğime dair tam bir fikre anında sahip oldum. Adeta bir Bükülmez Kalkan Şövalyesi gibi düşünüyordum ve görevimi yerine getirecektim. Kişiliklerim dengedeyken çok daha rahat ve aklıbaşında düşünebildiğimi fark ettim. Demek ki her artifact korkulması gereken tehlikeli silahlar değilmiş. Bunu da öğrenmiş oldum.

Süperkahramanlı Oyun – Giriş (Gruplar Detay 3)

Merhaba,

Bu gün yeni bir Süperkahramanlı Oyun yazısıyla karşınızdayım. Bu bölümümüzde, 2012 Türkiye’sinde ortaya çıkan bir tehlikeden bahsedeceğiz. Bu tehlikenin doğurduğu diğer sorunlardan biri olan Karabasan Takipçileri’ni inceleyeceğiz. En sonda da, her zamanki gibi bir bağımsız karakter olacak.

KARABASAN TAKİPÇİLERİ

Karabasan, Türkiye’de ortaya çıkmış bir afettir. Ortadoğu ve balkanlarda etkili olur. Ortaya çıktığı zaman bir şehir dolusu insanı yok eder ve ağ kalanlar delirmiş, korkunç değişimlere uğramış ve yıkıcı süpergüçler edinmiş olur.

İlk olarak Diyarbakır yakınlarında ortaya çıkmıştır. Bunun sonucu olarak şehrin yarısı gece uykularında aklını yitirmiş, birkaç ilçesindeki tüm kişiler en korkunç kabuslardakini aratmayacak şekillerde ölü bulunmuştur.

Karabasan, bunun sonrasında birkaç sefer daha ortaya çıkmıştır. Her seferinde, karabasan’ın ortaya çıktığı yerlerde görülen bazı süpergüçlü kişiler keşfedilmiştir. Bazıları kötücül bir zekaya sahip, bazıları ise tamamen zihinsiz birer yıkım makinası olan bu kişilerin karabasanla alakaları olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden görüldükleri yerde yok edilirler. Ancak büyük bir kısmının ölümsüz olduğu ve ne şekilde yok edilirlerse edilsinler, bir süre sonra tekrar ortaya çıktıkları görülmüştür.

Tank: Karabasan takipçilerinin en dehşet verici olanı, Tank isimli yaratıktır. Üç metre boyunda, insansı bir şekli olan bu canavar tamamen akılsızdır. Dünyayı dolaşarak etrafa zarar verir ve karabasan ortaya çıkmadan önce, çıkacağı tarafa doğru yıkım dolu yoluna devam eder. Diğerlerinden daha çok görülür ve tek başına bütün süperkahraman takımlarını alt edebilir.
Tank’ın nükleer patlamalara dayanabilecek kadar dayanıklı bir vücudu, depremler yaratabilen yumrukları, çok fazla olmasa da yine de süper sayılabilecek bir hızı, neredeyse bütün saldırılara karşı direnci ve her türlü yarayı iyileştiren dehşet verici bir iyileşme kabiliyeti vardır. Çeri tarafından bir şekilde güneşe fırlatıldıktan üç gün kadar sonra dalga geçercesine tekrar ortaya çıkmışlığı vardır.

Üç T (Teber, Tahra, Tırpan): Birbirine çok benzeyen üç kötü. Simsiyah derileri, parıltılı kırmızı işaretlerle (dövme gibi) kaplı, iki metre boyunda bu üçlü, takipçiler arasında en tehlikelilerdir. Çünkü oldukça kurnaz, taktiksel ve kuvvetlidirler. İsimlerini nereden aldıklarını görmek için yazının sonunda resimli olarak gösterdim. İsimlerini silahlarından alıyorlar.
Hepsinde standart olarak insanüstü dayanıklılık, kuvvet ve hız vardır. Uçamazlar ama çok yükseğe zıplayabilirler. İnsanüstü sezileri olduğuna dair hiç bir işaret görülmediği için genelde sinsi saldırılar yoluyla alt edilirler.
Teber, RPG’cilerin ingilizce “halberd” olarak bildikleri silahı kullanır. Teberinden şok dalgaları yayabilir ve binaları ikiye bölebilir.
Tahra’nın iki tahrasından biri, içinden geçerek rakibine ulaşmasına yarayan boyut kapıları açar. Diğeri ise kesiciden çok parçalayıcı özelliğe sahiptir. Vurduğu yerde kesik oluşturmaz, komple çevresini de kopararak hasar verir.
Tırpan’ın silahı ise aralarında en keskinidir ve uzaktan fırlatıldığında geri dönebilir.
Silahlar başkası tarafından ele geçirildiklerinde sadece birkaç saniye madde halde kalır ve sonra yok olurlar. Silahın asıl sahibi silahını başkasının elindeyken değil ama yok olduktan sonra hemen geri oluşturabilir.

Ayaktakımı: Bunlar, normal insanların mutasyonla delirmiş ve süper güçler kazanmış halleridir. Oldukça sadist ve umarsızdırlar. Acıdan ve düşmanlardan korkmadan saldırırlar. Sayıları yüzleri bulabilir. Ancak yine de çok fazla değillerdir. Aralarında kanatları çıkmadıkça uçanlarına rastlanmamıştır. Ancak neredeyse hiç biri bir diğerine benzemeyen mutasyonları nedeniyle rakiplerini her zaman şaşırtırlar.

Solucan: Bu garip yaratık, karabasan’ın belirmesine çok yakın zamanda o şehirde görülür. Binlerce insanın birleşiminden oluşan bir solucan şeklindedir. Çarptığı ya da yanından geçtiği insanları içine çekerek kendisine katar ve vücudunun diğer vücutlarla birleşerek içine geçmesine neden olur. Karabasan ortaya çıktıktan sonra bu da ortadan kaybolur. Çoğu süperkahraman, solucana kapılan insanları öldürmeden bu canavarı alt etmenin yolunu aramaktadır.
Görünüşe göre süpergüçleri olan kişileri içine çekmesinin genel gücünde bir değişiklik yaptığı yoktur. Yeterince kuvvetli kişiler elinden kurtulabilmekte, yeterince hızlılar (solucan ortalama bir araba kadar hızlıdır) kaçabilir ve yoluna çıkmazsanız genelde kurtulabilirsiniz. Binaları yıkarak, kalabalıkları yutarak yoluna devam eder. Daha kalabalık insan kitlelerinin solucanı çektiği, dehşet verici sonuçları eşliğinde görülmüştür.

BAĞIMSIZLAR

Mermi: Metalik gri kıyafeti ve aşırı hızlı olması nedeniyle kimliği bilinmeyen bir karakterdir. Yüzüne maske olmasa da büyük oranda kapalı bir kafalığı vardır. Kıyafeti, aşırı hızından kaynaklanan sürtünmeye ve garip saldırı şekline dayanıklı görünmektedir.

Merminin süpergücü ise, süper hızda uçmasıdır. Bu hızı ile rakiplerine çarparak saldırır. Görünüşe göre psişik güçleri de vardır ve telekinesi, güç kalkanı gibi özelliklere de sahiptir. Dayanıklılığının ve süperhızla çarpışmalardan etkilenmemesinin güç kalkanından kaynaklandığı düşünülür. Bazı durumlarda Amerikalı bazı “çok büyük ve güçlü” süper karakterlerle zorlanmadan kapıştığı görülmüştür. Yendiği de yenildiği de olur ancak kalıcı hasar görmez.

Aşağıda 3T’nin silahlarından teber ve tahra’yı görebilirsiniz. Tırpan’ın ne olduğunu bilmeyen de kendisini balkondan aşağı sallasın artık.
Teber

tahra

5 macera fikri – 14 şubat 2012

Selam,

Bu haftaki gecikmiş macera fikirlerimizi artık okuyabilirsiniz.

  1. Hayvanoğlu Hayvanlar: Büyük şehirlerden birinde, vatandaşlar rast gele olarak hayvana dönüşmektedir. Bazıları zehirli yılanlar, gergedanlar ya da panterler gibi tehlikeli hayvanlara da dönüşen halktan biri öldürüldüğünde eski haline dönmektedir. Bu yüzden dönüşen vatandaşları öldürmekten çekinen yönetim, ne yapacağını bilmez bir şekilde yüzlerce hayvanla dolu bir şehirde zor durumdadır. Maceracılara ise bu işin köküne inip sorunu çözmek kalır.
    Bu dönüşümlerin birkaç nedeni olabilir. İsterseniz sadece biri, isterseniz de birden fazlasını kullanabilirsiniz.
    Birincisi, şehirleşmeye sinirlenen druidlerin şehrin üzerine koyduğu bir lanet olabilir. Bu yüzden hayvan ruhları tarafından ele geçirilen insanlar dönüşmektedir. Druidlerle olan mesele şiddet ya da uzlaşma yoluyla çözüldüğünde mesele ortadan kalkabilir.
    İkincisi, dönüşüm büyüleri üzerinde çalışan bir büyücünün deneyleri kötü gitmiştir ve şehir bundan etkilenmektedir. Büyücüyü deneylerden vaz geçmeye ikna etmeye çalışabilirler. Ya da büyücü çoktan deneyleri bırakmıştır fakat çözüm yolu bulamıyordur. Bu konuda büyücüye yardım edebilirler.
    Üçüncüsü, halkın dönüşen kısmında ve muhtemelen çoğunda çeşitli dönüşüm güçlerine yatkınlık vardır. Bir sebepten bu ortaya çıkmıştır ve kontrolsüz olduğu için sorun yaratmaktadır. Bu güçleri kontrol etmeleri için halka yardım edebilirler.
    Düzenbaz gibi yetenekleri yoluyla ipuçlarını takip edebilen karakterler ve büyü teorileri üretebilecek büyü kullanıcısı sınıflar için uygundur.
  2. Gece Gelenler: Maceracıların yaşadığı ya da geçici bir süre kalmakta oldukları kasabada bütün çocuklar gereğinden fazla soluk benizlidir ve gündüzleri pek dışarı çıkmazlar. Ortalıkta bir vampirin olma ihtimalini değerlendiren halk, bir vampir avcısı çağırmıştır. Fakat buna rağmen vampirlerle alakalı bir durumun olmadığını söyleyen avcı, kısa süre sonra gitmiştir. Şimdi ise çocukların davranışlarında şiddet eğilimleri ve gariplikler ortaya çıkmaya başlar.
    Çocukların çoğu, geceleri birileriyle konuştuklarından bahsetmektedir. Bu yüzden vampir teorileri ortaya atılmıştır. Fakat işin aslı, gece gelenlerin başka şeyler olduğudur. Buraya herhangi kötücül ve hatta namevt (undead) şeyi koyabilirsiniz. Vampirler bile olabilir. Sadece, gelen avcı yeteneksizdir ve ipucu bulamamıştır.
    İyileştirme güçlerini ve namevtlere karşı güçlerini kullanabilecek ilahi sınıflar ve ipucu toplayabilen yeteneksel sınıflar idealdir.
  3. Kan Savaşı: Bir karşılaşma sonrası ölen oyuncular, gözlerini (yönelimlerinden bağımsız olarak) cehennemde ve hatta şeytanlarla iblislerin arasındaki devasa savaşın içinde bulurlar. Görünüşe göre atalarında ya şeytan ya da iblis bulunmaktadır ve kendilerinde çok önemli kısımları zuhur ettiği için öldükten sonra aslında ölmemiş, cehenneme sürülmüşlerdir.
    Bu macerayı oynatırken öncelikle dikkat etmeniz gereken şey, bu kanın özelliklerini ölmeden önce bonus olarak vermenizdir. Ancak kandan değil, kendi yeteneklerinden ya da başarılarından kaynaklandığını düşünebilirler. Sonra da başka bir macera içinde oyuncuların ölmesi durumunu, onları oyundan soğutmadan başarmanız lazım. Muhtemelen saçma sapan bir hareket yapıp ölmelerini beklerken birkaç macera geçebilir. O yüzden hazırlıklı olun.
    Her sınıf için uygundur.
  4. Tersten Macera: Bu macera, sıradan maceracılar değil fakat orc, goblinoid, troll ya da dev gibi canavar karakterler oynamak isteyen kişiler için kullanılabilir. Hikaye, büyük kötülüklerin efendisinin ölüm-kalım savaşıyla yenildiği an başlar. Oyuncular, galip tarafın elinden kurtulmalı ve savaş sonrası ortaya çıkan kargaşadan sağ çıkmalıdır. Belki yeni büyük kötüler kendileri olacaktır. Ölüm-kalım savaşından hem iyiler hem de kötüler oldukça yaralı çıkmıştır ve kendini daha kolay toparlayan başarılı olacaktır.
  5. Köyün Devi: Etrafta, çeşitli köylerde görülen delilerin değişik bir versiyonu bu köyde vardır. Etraftaki insanlarla şakalaşan, zararsız fakat gereğinden çok kuvvetli ancak sevilen bu kişi bir tepe devidir. Çocukluğundan beri bu köyde bulunan dev, gücünü yararlı şeyler için kullanmaktan acizdir. Daha önce de insanlara (ya da köy hangi ırka aitse onlara) karşı saldırgan olmadığı için kendisini kandırıp kaçırmak isteyenler olmuş ve çeşitli kazalar ya da köylülerin uyanıklığı sayesinde kurtarılmıştır.
    Maceracıların görevi, kaçırılan devi kurtarmak olabilir. Ya da devi kandırıp kaçırmak olabilir. Ya da köyden geçerken şüpheci köylülerle başları derde girebilir. Uzun vadede her zaman başları devi ordusuna isteyen yerel derebeyiyle ve adamlarıyla derde girer. (Eğer devi kaçırırlarsa ellerinden alan derebeyi para ödemeyi reddedebilir ya da maceracıları köylülere hedef gösterebilir. Bir şekilde derebeyini alt etmeleri gerekir)
    Her sınıf için uygundur.

İyi eğlenceler.

Bükülmez Kalkan Oyun Rehberi (Bölüm 14 – Bükülmez Kalkan)

Bükülmez Kalkan’a vardıktan sonra olanları özet geçeceğim. Çünkü bu savaşçı ve tehlikeli milletle yaptığım pazarlıkların ve görüşmelerin detayları sizleri ilgilendirmez.

Bükülmez Kalkan’a tam gününde varmayı başarmıştım. Bu memleketin üç krallığı vardır. Hangisine geleceğimi bilmediklerini tahmin ederek Obron’a gitmiştim. En azından manastır ya da kale yerine bir şehirde gecelemek iyi gelecekti.

Diğer krallıklar Obron Kentinden bir günlük at mesafesindedir. Bükülmez Kalkan, disiplinli ve dindar savaşçılar ülkesidir. On küsür yıldır Klanlar Vadisi’nin baş belası olmayı başarmıştır ve aniden o kadar kuvvetlenmiştir ki, neredeyse yüz yıllık bir ülke kadar iç içe entrikalar ve sosyal yapılarla donanmıştır. Üç iç savaş yaşamış ve sonuncusunda, birbiriyle etle kemik gibi ayrılmaz ancak farklı yapılarda üç krallık halinde bölünmüştür.

Rahat edebileceğimi düşünürken, daha krallığın ilk yıllarında başardığı çılgınca marifetleri tamamen unutmuştum: Bükülmez Kalkan, bol miktarda yetenekli rahip ve ruhbana sahiptir. Bunlar ise tapınak ve krallık hazinelerini ışınlanma büyülerine harcamak konusunda hiç tereddüt etmezler. Yıllar önce, Malathgargon’un en tehlikeli yerine; şehri şeytani efendilerine hediye etmek isteyen Pislik Rahiplerinin katına, bütün şehri dehşete düşürerek bir ordu ışınlamış, katliamdan, yağmadan ve gelme nedenleri neyse onu halledip geri dönmüşlerdi. (Bu konuya daha sonra tekrar değineceğim)

İki saat kadar tapınakta dinlendikten sonra liderlerin huzuruna çağırıldım. Bunlar; Krallığı kurup ellerinden kaçıran Hürmetli Kral Mihael Kostok ve arkadaşı Greyrick (Kara El Kalesi’nde ikamet ederler), Manastır Krallığının başı Başrahibe Lilvorethe (Greyrick’in karısıdır ve shifter ırkındandır) ve vekili Bescesius, Obron Krallığının Kralı Taeldis ile kuzeni, komutanı ve metresi Miranda’ydı. Bunca kısa sürede bile efsanelerde yer etmiş altı birbirinden kuvvetli tapınakçıyı birarada görmek yeşilgöz’ü bile endişelendirmişti belli ki. Hele ki Lilvorethe ve Bescesius’un bilge bakışlarından iyice etkileniyor gibiydi. Tetikteliğini fark etmek için tecrübeye, yaşa ihtiyaç yoktu.

Dört saat kadar süren detaylı bir anlaşma ve pazarlık süreci yaşadık. İçeriğini, daha önce de dediğim gibi anlatmayacağım. Sonuç olarak yüklü miktarda para ve Anlayış Maskesi’ni almak karşılığında ihtiyaçlarını karşılayacak bir “Bribirbeb” yazmam konusunda anlaştık. Çizdikleri rotanın tehlikesi ve uzunluğu göz önünde bulundurulursa bu yolculuğun yıllar sürebileceğini umursuyor gibi görünmüyorlardı. Anlayış Maskesi’ni yıllar boyunca kullanamayacak olmanın sıkıntısı daha fazlaydı.

Görüşme boyunca son sınırlarıma kadar şömine şaraplarını içtiğimi belirtmek isterim. Öylesine mükemmel bir içecek ki bu, bir hobgoblin sadece bunları içerek hayatını sürdürebilir.

Çevirmenin Notu: İşte bu nokta, gizli anlaşmalardan birinin Şömine Şaraplarının reklamını yapması olduğunu anladığım andır. Marbo çok ünlü ve güvenilir bir hobgoblindir. Ayrıca yüzlerce krallığın yemeklerini ve içeceklerini tadmış bir seyyah olarak sözü bu konularda kanun gibidir. Savaşçı bir krallığın böyle bir uyanıklığı yapması oldukça şaşırtıcıdır. Aynı zamanda Marbo’nun hayatının en önemli çalışmasına, gerçekten içinden geçmeyen bir şeyi asla eklemeyeceği gerçeğini de unutmamalıyız.

Maskeyi aldıktan sonra, sarhoş kafayla kullanmanın getirebileceği sakıncaları yeşilgöz’ün uyarısıyla fark ettim ve kendimi tuttum. İyice dinlendikten sonra ve kendimi hazır hissettiğimde kullanmak üzere maskeyi ona emanet ettim ve Taeldis’in bana sağladığı konağa gidip yerleştim.

Maskeyi kullanmak için gereken enerji ve cesareti toparlamam üç-dört günümü aldı. Konağın genişçe bir odasını ilk tecrübem için ayırdım. Yeşilgöz de maskeyi denerken yanımda olmak istemişti. Bilgiye dair kuvvetli bir artifact’in, benim kadar bilgili bir gezgin tarafından kullanılmasının sonuçlarını merak etmemek imkansızdı. Daha önceki günler birkaç sefer bazı rahipler ve bilgeler konağı ziyarete gelmişlerdi ama onları kibarca geri göndermiştim.

Maskeyi takmadan önce Yeşilgöz tarafından dikkatlice uyarıldım. “Maskenin verdiği kimliğinin seni ele geçirmesine izin vermemelisin. Aksi takdirde maskeyi asla çıkartamazsın. Asıl kimliğinle maske çatıştıkça bu seni yavaş yavaş, acı içinde öldürür. Hem de bu acı zihinsel olduğu için daha kötüdür. Keşke en usta işkencecinin tezgahında yatsam da böyle bir mücadeleye girmesem diye düşünürsün.”

Hepsini biliyordum. Yine de tekrardan uyarılmak iyi gelmişti. Maskeden çekinmemin temel nedeni de buydu zaten. Anlayış maskesi, sadece en iradeli kişiler tarafından kullanılması gereken bir eşyaydı. Eğer kontrolümü yitirirsem, benim kadar güçlü bir hobgoblinden bu maskeyi çıkartmak imkansız olabilirdi. Zorla bile!

Bükülmez Kalkan Oyun Rehberi (Bölüm 13 – Sırhisar)

Bükülmez Kalkan’a doğru yolculuğumuz başlamıştı. Uçarcasına, büyülü adımlarla diyarları kat ediyorduk. Akşamabad’ı çevreleyen ormandan yeni çıkmıştık.

Birkaç adım sonra Grifon Dağları solumuzda, Kırıkdiş dağları sağımızda kalıyordu. İki sıra dağların arasındaki isimsiz vadideydik. “Ormanda daha hızlı ilerlemiştik” dedim. “Orada periyabanının etkisi büyük, o yüzden ritualler daha etkilidir.” diye cevapladı ejderha, adeta çok doğal bir şey sormuşum gibi umursamaz bir tavırla.

Birkaç adımdan sonra adeta at arabasından düşmüş gibi olarak sendeledik. Büyünün üzerimizden neden kalktığını anlamamıştım. Yeşilgözün üzerinde ise bir panik havası vardı. Yürüyerek birkaç kilometre gittik. Artık kolumu tamamen bırakmıştı.

Büyülü olarak engellenmediğimiz ya da istemediğimiz sürece durmayacağımıza dair sözleri aklıma geldi. Belli ki büyücü bir ejderha olarak gücünü engelleyecek kadar büyük bir tehdide alışkın değildi. Artık tamamen dikkat kesilmiştik.

Bir yokuşu aşıp ticaret yollarından birine vardığımızda yol boyu sürünüp duran bir karaltı gözümüze çarptı. Temkinlice yaklaştık. Bu, yerlerde sürünüp duran bir deri bir kemik bir goblindi. İnme inmiş vücudunu kollarıyla sürükleye sürükleye, kör gözlerini diktiği bir yere doğru sürünüyordu. Ara sıra sürünmesine ara vermeden, içinde şüpheli kanlı parçalar olan kanlı bir şekilde kusuyor fakat durmuyordu.

Bacağında, kötü kokular saçan bir yaraya saplanmış bir ok duruyordu. Yarası yeniydi; kanlar akıyordu. Fakat bir haftalık yaralar gibi kararmış ve iltihaplanmıştı. İşin içinde zehir, daha kötüsü büyülü zehir olduğu belliydi.

“Görün! Görün!” diye tiz bir ses yükseldi yolun kenarındaki bir kayadan. “Görün! Görün!”

Yeşilgöz, goblinsi bir yaratığın boynu için tehlikeli olabilecek bir hızla kafasını çevirdi. Fakat tam tersi yöne. “Ordular sahibi Lord Kabaniku’yu görün!” dedi ses yine. “Aç gözlülüğün sonunda sizi içten içe yiyişini görün! Ahmaklığın cezasını, sır kalması gerekenleri sırhisardan almaya gidenlerin sonunu görün!”

Yeşilgözün baktığı yerden, daha önce de gördüğüm yalın ayaklı bir goblin çıktı. Daha önce Kabaniku’nun hizmetinde olarak gördüğüm Çataldil isimli goblindi bu. Dalga geçercesine saklandığı yerden çıkıyordu. Her zamanki rahatlığı üstündeydi.

Silahlarımı çektim. Her zamanki hızımla değil, ağır ağır çıkarmıştım kılıçlarımı. Kabaniku’yu şişleyen okun goblinin sadağındakilerden biri olduğu belliydi ve yayda bir tanesi dururken ani bir hareket yapmak işime gelmeyebilirdi. Hepsinin tek tek zehirli olmadığının garantisi yoktu çünkü.

Sırhisar’ı koruyanlar, Ateş Tutanlar diye bir tarikattir. Bilgi ve ilim tanrısı Ioun’a taparlar ve yüzyıllardır büyülü bilgilerini kötüye kullanan deli veya hırslı büyücüleri, sihirbazları, türlü büyülü canavarları sırhisar’a kapatırlar. Sırhisar, Ioun’un baş düşmanı Vecna ve takipçileri yüzyıllar önce (o zamanki adıyla) Axahur’u yani (şimdiki adıyla) Çürümetruk’u tehdit ettiklerinde ele geçirilmiştir. İçinde akıl almaz dehşetler saklanır.

Çataldil’in bu tarikate hizmet eden birisi olduğuna inanmak zordu. Hatta imkansızdı. “Kimsin sen?” diye sordum. “Tanımadın mı beni seyyah?” diye sordu. “Ben çataldil. Şurada sürünen Kabaniku’nun adamıydım.”

“Belli ki onun adamı hiç olmadın” dedi yeşilgöz. Goblin sırıttı. “Rüyalarımda bana gelip ateşten gözleriyle gücüme güç katan efendim başkadır, evet.”

Birisinin sırhisar’ı tutan büyücüler ve tarikatçilere rağmen dışarıda hizmetkarlar toplayacak kadar kuvvetli olması fikri endişe vericiydi. “Bunu niye öldürdün?” diye sordum.

“Sırhisar’ın iki ayrı efendisi olamaz.” Dedi goblin sakince. Yüzümde sorgulayan bir ifade olmalı ki gözlerini benden ayırmadan devam etti; “Kabaniku, sayıların avantajıyla Sırhisar’ı zaptetmeyi başardı. Tabi ki söylentilere kulak asmadı ve hapsedilmiş olanların kendisine minnettar kalacağı gibi ahmakça bir fikre kapıldı.” Tiz olan sesini daha da itici kılan cırtlak bir kahkahayla konuşması kesildi.

“Yemin ederim ki, bu fikre kapılmasına neden olacak hiç bir şey yapmadım, söylemedim. Kimsenin de bunu yaptığını zannetmiyorum. Kendi kafasızlığının cezasını çekiyor şu an. Ölüm Rünü serbest kaldığında ilk yaptığı şey, kolayca ölmeyeceğinden emin olup beni bunun peşine salmak oldu.”

Duyduklarıma inanamıyordum. Adeta kanım donmuştu. “Ölüm Rünü’nü mü azad ettiniz?!” diye bağırmışım. Cevap cırtlak bir kahkaha daha oldu.

“Malathgargon’un ve dünyanın dört bir yanında, gölgelerde sürünerek dolaşan, gizli sırlar öğrenip planlar kuran yüzlerce hizmetkarı vardır Ölüm Rünü’nün. Ben en yeteneklisi çıktım!”

O an Çataldil’i orada öldürmemek için kendimi zor tuttum. Ölüm Rünü’ne bu kadar yakınken en gözde hizmetkarını öldürmek, aynı kaderi adeta davet etmek demekti. Çürümetruk düşmeden önce bir sefer bu hatayı yapmıştım ve canımı çok zor kurtarmıştım. Yanımda bir ejderha olmasına rağmen, bu işe karışıp karışmayacağını bilmediğim için kendimi tehlikeye atmak istemedim.

Ölüm Rünü, yarım yüzyıl önce Vefatışimal’in orclarını hizmetine alıp Klanlar Vadisi’ni ve Malathgargon’u tehdit etmiş, çocukluğumun en korkulu kabuslarının konusu olmuş bir büyücüydü. Gençliğimde Ölüm Rünü’yle yapılan savaşta erkekliğimi ve gücümü ispat etme şansına kavuşmuştum. Rünkulesi’nin işgalinde en gözde hizmetkarı, Kara Kraliçe Oramina’yı öldürmüştüm ve bu yüzden Ölüm Rünü, saklandığı yerden çıkıp üzerime geldiğinde Malathgargon’lu Kahraman Hobgoblin Lordları tarafından yakalanmıştı.

Büyücüler ve rahipler söz konusu olunca ölüm kalıcı bir sonuç değildir. Malathgargon, bu gibi basit gerçekleri unutarak en yüce şehir olmadı. Biz hobgoblinler aptal yaratıklar değilizdir. Tiefling Oramina’nın cesedi gölgedüşümü’nün içinde, benim bile bilmediğim gizli bir lahide saklandı. Ölüm Rünü ise Ateş Tutanlar’a emanet edildi.

“Lordum seni unutmadı, Kızılgöz. Artık Malathgargon’un Kahraman Hobgoblin Lordlarından sayıldığını öğrenince çok sevindi. Adeta eski bir dostunu iyi bir yerde gören gurbetçiler gibi…”

“Kimleri görüyorum, kimleri?!” dedi bir ses, kafamızın içinde. “Ben de Çataldil nerede kaldı diye merak ediyordum. Meğer eski düşmanım Marbo Kızılgöz’le karşılaşmış. Dikkat et goblin, bu eski düşmanımın değerli hizmetkarlarımı katletmek gibi bir alışkanlığı vardır!”

Konuşan Ölüm Rünü’ydü. Kafamızın içinden konuşuyordu ve adeta ensemin arkasından bizi izliyordu. Yeşilgöz beni izlediğinde de aynı hissi yaşamıştım. Ölüm Rünü, bir eladrin olmasına rağmen hobgoblin geleneklerine uygun olarak; eski düşmanlarına eski dostuymuş gibi davranıyordu. Her zaman kültürümüzün bir hayranı olmuş ve diğerlerinin aksine Malathgargon’u yok etmek değil, yönetmek istemişti. Sırhisar’ın zindanlarında ve işkence odalarında kişiliğini yitirmediğini görmek sevindiriciydi. Ne yapacağını kestirmek zor olmayacaktı.

“Senin zamanın daha sonra gelecek Kızılgöz.” Dedi Ölüm Rünü’nün sesi. “Namevt ordumu nereye sakladığımı bulduğumda hakikaten pişman olacaksınız! Sadece zaman lazım. Çünkü işkenceyle ve büyüyle yerini öğrenmesinler diye ruhumun derinliklerine, kendimin bile bulmamın zor olduğu kısımlarına ordumun yerini saklamıştım. Hatırlamam için biraz zaman lazım sadece…” bu düşüncelerin hepsini duymamızı kast etmediğinden emindim. Telepatiye alışkın bir büyücünün böyle amatör bir hata yapması bir an için beni şaşırttı. Fakat yanıma baktığımda yeşilgöz’ün goblinüstü bir çeviklikle zihinsel bir tuzak ritualini yapmış olduğunu fark ettim. Birkaç dakika içinde oyunu tersine çevirmişti.

Yıkımdan ziyade fetihle ilgilenen birine Ölüm Rünü gibi bir lakap çoğuna garip gelir. Fakat bir çok kişinin bilmediği şey, bu ismin aslında büyülü rünlerle bezeli bir iskelet ordusundan dolayı olduğudur. Malathgargon’la yapacağı son savaş için sakladığı bu orduyu kullanamadan alt edildiği için asla ismine layık olamadıysa da, Malathgargon’lu Kahraman Hobgoblin Lordlarını bile korkutacak kadar büyük ve yorulmaz bir ordu topladığı söylenir. İşte yeşilgöz’ün ayak oyunu yaptığı kişi buydu.

“Çataldil, goblini bırakıp dönebilirsin.” Dedi zihinsel ses. Bunu da duymamız gerekmediğini hissettim. Bozuntuya vermedim.

“Efendim beni geri çağırıyor. Fakat şu yanındaki güzel elf kadınını eğlencesi için götürebilirim!” deyip yayını yeşilgöz’e doğrulttu. Aldığı tepkiyi bir goblinsiden beklemediği belliydi. Yeşilgöz ileri doğru kısa bir adım atıp gözlerini gobline öyle bir dikti ki, doğadaki en vahşi yaratığın yuvasını tehdit ettiğinizde alacağınız bir bakıştı bu. Duruşu, saliseler içinde saldırmaya hazır bir şeydi. Hep derler, doğanın sunabileceği en muhteşem özellikleri ejderhalarda bulabilirsiniz diye; işte o anlardan biriydi bu. O yayı değil bırakması, buna karar verdiği anda yeşilgöz harekete geçecekti. Goblinle kadın-ejderha arasındaki mesafe adeta görünür şekilde gerilmişti ve kısalmıştı.

Çataldil, aptallıklar yaparak Ölüm Rünü’nü kurtarmamıştı. Hangi savaşı kaybedeceğini bilmek bu gibi yaratıklar için elzemdir. Tehdit oluşturma ihtimali olmayacak şekilde yayını gevşetip indirdi. Yeşilgöz’ün ise Çataldil uzaklaşmadan şeklini bozmaya niyeti yok gibiydi. O da anında ortadan kayboldu. Tek bir kelime söylenmeden, güç gösterisinde bulunmadan bu kadar özgüvenli bir kişinin sindirildiğini sıklıkla göremezsiniz. Gerçekten etkileyici bir sahneydi; benim gibi çok şey görmüş yaşlı bir hobgoblin için bile.

Çataldil’in gittiğinden emin olduktan sonra yolumuza devam ettik ve belli ki büyülü korumaların sınırlarını geçtikten sonra aniden hızlandık. Artık Bükülmez Kalkan topraklarına kadar önümüzde bir engel yoktu ve kolayca kendimizi istediğimiz yerde buluverdik.

Süperkahramanlı Oyun – Karakterler (Heyelan)

Merhaba,

Bu gün Akıncılar’ın eski lideri Heyelan’ın karakter kağıdını göreceğiz. Orijinalde M&M 2nd Edition’da olan bu karakteri M&M 3rd Edition’a geçirdim.

İyi okumalar.

HEYELAN                                                                      PL 12
Grup:Akıncılar        Merkez: Akıncılar Merkezi    Kimlik: ( x )Gizli   (   ) Açık
Akıncılar’ın kurucusu ve Süperkahramanlar Savaşı’nın galip komutanı. Bu savaşın çıkmasından sorumlu görüldüğü için, dünyayı tehlikeye atacak sırları saklamak adına deli ilan edilip kapatıldı. Şimdi nerede olduğu kamuoyu tarafından bilinmiyor ancak, gizli bir üste gözetim altında olduğu söyleniyor.
KARAKTER KAĞIDI
STR         3             AGI         2             FGT         6             AWE       5
STA         4             DEX         2             INT         4             PRE         6

Initiative: 2
Dodge 10  Parry 10  Fortitude  14  Toughness 14  Will 10
Advantages Connected, Contacts, Extraordinary Effort, Fascinate (diplomacy), Fearless, Great Endurance, Inspire, Leadership, Teamwork, Ultimate Effort
Skills Athletics +10, Close Combat +8, Expertise (economics) +8, Insight +12, Intimidate +13, Investigate +10, Perception +12, Persuade +16, Ranged Combat +12
Powers
Earth Control 12 (Ranged Damage 12) – 28pp
AE: Environmental Control (impede movement) 6( limited to earth, reduce 2 rank speed, affects athletics and acrobatics.)
AE: Flight 12 (platform, affects others)
AE: Move Object 12 (limited to earth)
Feature 1 (Quick Change) – 1pp
Movement Wall Crawling 2 – 4pp
Senses Tremorsense (extended touch, limited to earth, accurate, innate) – 3pp
Snare 12 limited to earth – 24pp

Attacks:
Unarmed +8,3dmg
Earth Blast +12, 12dmg
Complications: Akıl hastası sanılması, gözetim altında olması, gizli kimlik.
Power Point Total: 64stat + 37 defans + 10 advantage + 30 skill + 62 power = 203

Hikayeye dahil etme yöntemleri

1-       Söylentilere göre aslında hapishanede değil, Süperasker Kuvvet Komutanlığında gizli kimliği ile çalışmaktadır. Yerine başka birisi geçirilip hapse konmuştur.

2-       Birincisi gerçek değilse, ülkeyi tehdit eden bir tehlikeye karşı savaşmak için süper hapishaneden kaçabilir.

Süperkahramanlı Oyun – Giriş (Gruplar Detay 2)

Merhaba,

Bugünkü yazımızda Süperkahramanlı Oyun’daki grupları incelemeye devam ediyoruz.

ATEŞ TAKIMI

Ateş Takımı, Akıncılar’dan ayrılmış bir gruptur. Süpergüç Savaşları’nda Apollo’yu durdurmakla görevliyken kısmen başarılı olmuş ve İstanbul’un tamamının yok olmasını engellemiş ancak buna rağmen otuzbin civarında kayıp yaşandığı için kendini suçlayan gençlerdir. Bu yüzden ortaya çıkıp kimliklerini açıklamış ve başarısızlıkları için tüm Türkiye’den özür dilemişlerdir. Halk ise bu kahraman gençleri bağrına basarak birer kahraman olarak benimsemiştir.

Ateş Takımı’nın tamamı ateşe ya da türevi şeylere hükmeder.

Caner: Heyelan’ın ve Deli Dumrul’un ilk öğrencisidir. Gizli kimliklerini bilen ve akıncı olmayan sayılı kişilerdendir.  Vücudundan ateş üretme ve bunu yönlendirebilme özelliğine sahiptir. Uçabilir ve hatta suyun altında dahi ateşli saldırılar yapabilir. Ateş üretebildiği müddetçe ısıya tamamen bağışıktır. İsterse bilinci yerindeyken lavların içinde yüzebilir. Güçleri, fiziksel kondisyonuyla alakalıdır. Bu yüzden yorulduğunda ya da bayıldığında etkisizdir. İstanbulludur, köken olarak da göçmen olduğunu söyler.

Veysel: Plazma kontrol güçlerine sahiptir. Maddeleri tamamen eriyik hale gelene kadar eritebilir. Plazma püskürterek uçabilse de, üzerinden uçtuğu şeylere damlayan plazma zarar verdiği için bunu tercih etmez. Daha ziyade bir sefer püskürtme yaparak zıplamayı tercih eder. İnsanüstü dayanıklılığı ve iyi bir dövüş eğitimi vardır. Aydın’lıdır.

Hakan: Bir şekilde cehennem ateşlerine hükmetme gücüne sahip olmuştur. Bu ateşleri ufak yaratıklar veya kontrolsüz bir yangın olarak üretebilir. Ateş yaratıklarının kontrolünü yitirebildiği için abartmamaya gayret eder. Çok öfkelendiği zaman kendisi dev bir şeytana dönüşerek çevresindeki her şeye saldırmaya başlar. Bu yüzden sakinleştirici ilaçlar kullanmaktadır. Kahramanlık yapmadığı zamanlarda ise çok sakin ve iyi niyetli bir gençtir. Ayrıca Ateş Takımı arasında kız arkadaşı olmayan tek kişidir. Kapadokya’da doğmuştur fakat öğretmen çocuğu olarak 14 şehir gezmiştir. Aslen Kütahyalıdır.

Muzaffer: Dokunduğu şeyleri aşırı ısıtıp eritme gücüne sahiptir. Çok atletik olmasının dışında başka bir süpergücü yoktur. Bu nedenle Akıncılar ona, güçlerinden etkilenmeyen bir süperzırh vermiştir. Süperzırhın vergisini de beybaba karşılamaktadır. Diyarbakırlı bir kürt çocuğudur.

Asım: Babasına ait benzincide çalışırken, en etkili benzin pompasını icad etme hevesiyle girdiği işten en etkili ateş püskürtme silahını yaparak çıkan, biraz şaşkın bir gençtir. Bir damacana benzinle sekiz süpergüçlü suçluyu alt ederek takıma katılmıştır. Kendisinin süpergüçleri olmadığı için ateşi ve püskürtücü silahını akıllıca kullanmak zorunda kalır ve bu yüzden oldukça yeteneklidir. Takımın bilgi kaynağıdır. Kendisi Konyalıdır.

BAĞIMSIZLAR

Aydan Boğan: Türkiye’nin en zengin insanıdır. Şu an süperzırh kaçakçılığı suçundan dolayı hapistedir. Kızı papatya, Süpergüç Kiralama A.Ş.’nin başındadır. 80′li yıllarda dansçılık ve şarkıcılık yapmış bir kadındır. Çeşitli nüfuzlu işadamlarıyla olan ilişkileri sayesinde servetini edindiği ve sonradan süperzırhlar yasaklanmadan önce bunların üretimi ile zenginlediği söylenir. Aynı zamanda ülkenin en büyük medya grubunun (Boğan Grubu), en büyük turizm şirketlerinin (Boğan Turizm), en büyük tarım fabrikalarının (tahmin edeceğiniz gibi Boğan Ziraat) sahibidir.

—-

Aslında bağımsızlar ilk aşamada oldukça fazlaydı. Oyunu oynattığım zamanlar ya Akıncılar tarafından öldürüldüler ya da bir yerlere katıldılar. Oyunda kullanmadığım şeyleri yazmak ya da sırf buraya yazayım diye bir şeyler üretmek istemediğimden bağımsızlar biraz az gelebilir. Ancak ileride belki eklemeler yapabilirim.

Ayrıca bu günden itibaren haftada birkaç tane karakter kağıdı da paylaşacağım. İlk olarak Heyelan geliyor :)

İyi eğlenceler.

Bükülmez Kalkan Oyun Rehberi (Bölüm 12 – Ritual)

Ejderhanın hazırlığı bittiğinde beni kuyruğuyla ritüel bölgesine doğru güttü. “Herhalde bu şekilde gelmeyeceksin” diye önerdim. Dalga geçercesine kolaylıkla, genç bir elf kılığına girdi. Hazırladığı eşyaları sırtına alışından, görünüşünün canavarca kuvvetine ve hızına etki etmemiş olduğunu anladım. Çıtkırıldım bir elf gibi görünüp kale surlarınızı başınıza yıkıverebilirdi. Şimdi genç, sarışın bir elf kadın kılığındaydı. Yüzü geçen seferki gibi hastalıklı değildi. Oldukça çekici bir görüntüsü vardı. Büyüyle uydurduğu elbiseleri gerçekten lakabına, Ormanlar Prensesi’ne yakışır zariflikteydi.

“Ormana ilk girdiğinde üzerinde olan amatör yolculuk büyülerinin daha büyük abisi diyebileceğimiz bir tanesini yapacağım.” Beni koyduğu yerde durdum. “Sadece büyülü olarak engellendiğimiz ya da durmak istediğimiz yerlerde durabiliriz. Neredeyse ışınlanmış olacağız. Ama sen çok hızlı yürüdüğümüz şeklinde düşün.”

Bir anda gezgin merakım beni ele geçirdi. “Bu büyüleri nereden öğrendin?” diye sordum. “Yüzlerce yaşın olabilir ama bir ejderhaya büyü öğretmenin ne kadar tehlikeli olduğunu en aptal büyücüler bile bilir. Kendin öğrenmek zor olmuş olmalı.”

“Sizin büyü öğrenme yöntemleriniz benim işime yaramaz. Ateş topları atmak yerine tek bir kuyruk darbem yeterli olur. Kustuğum asit, normal asitler içinde yaşayan yaratıkları bile eritir. Sadece beni gören zayıf iradeli yaratıklar korkuyla, yorgunluktan bayılana kadar kaçarlar. Sizin savaş büyülerinize harcayacak zamanım yok. Hem de binlerce yıl yaşayabildiğim halde. Sadece ritüel büyülerinizle ilgilendim ve onları öğrendim. O kadar. Onun için de yeteri sayıda kitap okumak kâfi.”

Bir ejderhanın keskin gözleriyle de o kitapları üçer-beşer okuduğuna emindim. Ebedi hafızasıyla da her bir harfi ve şekli akıldan çağırabildiğine de. Bakır ejderhalar, ejderha aleminin en ufak, fiziksel olarak güçsüz üyeleri olabilirlerdi fakat tartışmasız şekilde en zeki ejderhalar bunlardı. Yumurtadan çıktıkları andan itibaren zalim bir nüktedanlık ve düzenbazlıkla donanmış olarak dünyayı dolaşır ve ‘iki bacaklılar’ın işlerine gizlice ya da açıktan burunlarını sokar ve ortalığı karıştırıp arkanızdan gülerlerdi.

“Erkek bir ejderha olduğun izlenimine kapıldım” dedim sonunda. Başıyla onayladı. “Neden bir prenses kılığı peki?”

Güldü Ejderha. “Dünyada bir ejderhayı dahi korkutacak güçler vardır. Ama silahsız bir kadına karşı tetikte olacak çok fazla tehlikeli şey yoktur.” Ve sordu; “Erkek ejderhaları dişilerden ayırmayı nereden biliyorsun?”

Sadece öyle bir izlenime kapıldığımı söyledim ve ejderha bana erkek ejderhalarla dişileri ayırmanın ince yollarıyla ilgili bir saate yakın ders verdi. Bu sırada rituale devam ettiği için ara ara kesilen muhabbetimizin arasında sordum; “Erkek olduğunu bildiğime göre, sana prenses demek bana zor gelir. Bu kılığının bir ismi varsa onunla ya da lakabınla hitap edeyim sana.”

Ejderha ne ritualine, ne de derse ara vermeden cevabı verdi. Aynı anda kaç işi birden yapabileceğini görmek için sormuştum aslında, fakat üç şeye birden kafa yorabildiğini görünce bu canavarca zekaya hayranlığımı gizleyemedim; “Bana yeşilgöz diyebilirsin. Kılığımdayken ve etrafta birileri varken de Leydi Karabanof diyebilirsin.”

Bakır ejderhalar oyuncu yaratıklardır. Kendisini denememden hoşnut kalmıştı. Ritualin ve dersin geri kalanını gülümseyerek tamamladı. Adeta ustasından aferin almış bir çırak gibi sırıttığımı fark edince kendimi toparladım. Malathgargon’un derinliklerinde entrikalar çevirmiş biri olarak şu kadar basit bir oyunla gurur duyduğum için kendimden utandım.

Dersi ve anladığım kadarıyla rituali bittiğinde sakin adımlarla yanıma geldi. Bir elinde sırt çantası vardı. Nazikçe koluma girdi. Binanın kapısına yürüdük birlikte ve dışarı adım atmamla beraber gözlerimin kamaşması bir oldu; ormanın dışına adım atmıştık. Güneşi kesen ağaçlar olmayınca, günlerdir ormanın alacakaranlığına alışmış olan gözlerim yanıvermişti. İkinci bir adım attık ve ayaklarımızın altından dağlar, tepeler, nehirler aktı geçti. Baş döndürücü bir hızda ve korkutucu bir kayganlıkla dünya sıvı gibi akıyordu.

Süperkahramanlı Oyun – Giriş (Gruplar Detay 1)

Merhaba,

Bu günkü yazımızda Süperkahramanlı Oyun’daki grupları ve süpergüç sahibi kişileri ele alacağız.

İlk olarak Akıncılardan başlayacağız. Süpergüç Savaşları’nı onların gözünden değerlendireceğiz. (Oyuncular için Spoiler olacak kısımlar var. Bunları okumadan önce dikkat edin. Buralara geldiğinizde belirteceğim.)

AKINCILAR

İstanbul merkezli bir süper kahraman grubu. Ahlaki değerlerinin çok sağlam olmasıyla tanınırlar. Ancak engellenmediği takdirde masumlara zarar verebilecek düşmanlarını öldürmekten çekinmedikleri ve bundan vicdan azabı çekmedikleri biliniyor. Kısacası, batılı bir ahlak anlayışından ziyade daha bizden bir ahlaki yapıya sahipler.

Liderleri konumundaki ÇERİ isimli kahraman, Türkiye’nin iki numaralı en güçlü kahramanıdır. Kimliğini gizlemediği halde, kim olduğu bulunamamıştır. O kadar ortalama bir surata sahiptir ki, gazetenin birinin Çeri’nin kimliğini bulana ödül vaat etmesi sonrası birbirine neredeyse tıpatıp benzeyen 2500 kişinin fotoğrafı ve videosu gelmiştir. Bunun üzerine kimliğini araştırmaktan vaz geçilmiştir.

Çeri’nin elektrik kontrolü, manyetik kontrol, uçma, süper kuvvet ve dayanıklılık, çeşitli insanüstü sezileri vardır. Genel manada dünyada sayılı süper kahramanlardandır.

Çok uzun süre, Akıncılar’a katılana kadar devletle çok yakın olduğu bilinir. Ancak Süpergüç Savaşları’nda Akıncılar’ın yanında yer aldığından beri onlarla birliktedir.

Spoiler: Çeri, aslında orijinalde Gizmo’nun ürettiği klon süperaskerlerin en başarılısıdır. Binlerce çeri vardır ancak yeraltındaki sığınaklarda uykudadır. Bunlardan ikisi piyasaya çıkmıştır. Piyasadakilerden biri Çeri, diğeri Padişah olarak bilinir. Muhtemelen gazetenin yarışması sırasında bu klonlar kafa karıştırmak için kullanılmış olabilir. Aynı zamanda, ülkedeki bütün insanların ortalama yüzü belirlenerek üretilmiş bir yüze de  sahip olabilir.

Akıncılar’ın ikinci adamı Deli Dumrul‘dur. İlk ortaya çıktığı zamanlar, her tür darbeye ve fiziksel hasara bağışık devasa bir taş yaratığa dönüşebiliyordu. Sonradan çeşitli elektrikli güçler kazanmaya ve bazı hasar görme işaretleri vermeye başladı. O yüzden güçten düştüğü ya da daha iyi olduğuna dair internette tartışmalar gırla gitmektedir.

Deli Dumrul’un olayı ise empatik olarak en yakınındaki lidere ayak uydurmasıdır. Zamanında heyelanla beraberken topraksal güçleri taklit ederek taştan bir yaratığa dönüşürken, artık Çeri’yle beraber kahramanlık yaptığı için elektrikli birkaç güçle dayanıklılığını değiştirmeye başlamıştır. Tamamen bilinçdışı olarak bu dönüşümü yapmaktadır. Uzun vadede tamamen elektrikten ya da manyetik enerjiden oluşma bir yaratığa da dönüşebilir. Ancak bu “forma” geçmesi bilinçlidir. Yani gizli kimliği vardır ve kahraman haline “şekil değiştirerek” geçmektedir.

Beyaz Işık, dünyadaki en hızlı kişilerden biridir. Geçmişiyle ilgili çok konuşmayı sevmez. Ancak bir şekilde kaçırılmış ve üzerinde deneyler yapılmış olduğunu söyler. Bu yüzden kaçırılma, esir düşme gibi durumlara karşı aşırı hassas ve paranoyaktır. Normal bir insan bir duruma bir saniye endişe duyarken, aşırı hızı yüzünden bu bir saniye ona milyonlar gibi gelebildiğinden çok garip ve alışılmadık hareketlerde bulunabilir. Neyse ki, kendi başına olaylara atlama ve tehlikeye girme konusunda çekingen olmasından dolayı tek başına sorun çıkaramaz. Genelde lider kimse onu dinlemek ya da hemen müttefiklerine koşup kendini güvene alma içgüdüsüne sahiptir.
Anatolia ile evlidir.

Heyelan, Akıncılar’ın eski lideridir. Süpergüç savaşları’nın muzaffer komutanıdır. Aynı zamanda Türkiye’nin en tehlikeli delisi olarak görülür. (Muhtemelen de dünyanın) Yine de kimse Akıncılar’ı karşısına alarak Heyelan’a dokunmak istemez.

Heyelan, toprak kontrolü güçlerine sahiptir. Toprak, taş ve kum gibi materyalleri ustaca kontrol edebildiği gibi ayakları yere basan her düşmanını hareket ettiği takdirde hissedebilir. Toprak kontrolü sayesinde havalandırdığı platformlarda kendisi ve müttefikleri ile beraber çok hızlı uçabilir.

Spoiler: Aslında Heyelan deli değildir. Gerçekten de Türkiye Başbakanı Mete Dorukan, iddia ettiği gibi antik bir entrika robotudur(Gizmo ismi ile bilinir).  Başbakanı ve rakip süpergüçlüleri yendiklerinden sonra bütün arkadaşları suçlu durumuna düşmesin diye tüm suçu üstüne almıştır. Ancak devlet bunun farkındadır ve Heyelan’ı gizlemek için delilik yalanını uydurur. Heyelan’ın yerine başka birini koyar (heyelan’ın kıyafeti tamamen topraktankaplanmasından ibarettir ve birisi toprakla tamamen kaplıyken heyelana gerçekten benzer.) Şu an Heyelan, gizli kimliği ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin süpergüçlü kolu olan Beyaz Bereliler’e (Süperasker Kuvvet Komutanlığı) danışman yöneticilik yapmaktadır.

Malatyalı bir işadamı olan Beybaba, kahramanlığı bırakmıştır. Normalde çok gelişmiş teknolojili bir savaş zırhıyla dövüşen Beybaba, Süpergüç savaşlarından sonra Akıncıların merkezinde kalarak teknolojik ve operasyonel destek sağlamakla uğraşır. Teknolojik bir deha olmasının dışında süpergücü yoktur. Zenginliğinin ve zamanının çoğunu Akıncılar’a yatırdığı için de eskisi kadar zengin değildir.

Başıbozuk, vücudundaki kemikleri silah olarak kullanacak şekilde yönetebilen; onları zırha ya da kılıca ya da mızrağa çevirebilen, kemiklerini sivriltip fırlatabilen ve bu şekilde dövüşen bir kişidir. Hayvani sezileri ve bir yarış arabası kadar hızı vardır. Genelde güçsüz olarak görülse de, arka planda gözetleme/sivilleri uzaklaştırma/kaçanları yakalama gibi aslında önemli olan ancak fark edilmeyen görevleri yerine getirir.

Anatolia, Türkiye’li bir rum kızıdır. Asıl adı Eleni’dir. Tek bir gücü vardır, o da kinetik enerjiyi emerek süperhız olarak kullanabilmesidir. Bu hızdan kaynaklanan sorunlara (havaya da yüzey sürtünmesi vs.) bağışık olsa da, fiziki olarak bir genç kızdan farkı yoktur. O yüzden çok kuvvetli süperkahramanları dövmeyi başaramaz. Ancak kinetik enerjiyi emme sınırı olmadığı için HER TÜR darbeyi emerek önde durabilir. En bilinen hareketi, birkaç darbe aldıktan sonra bütün rakiplerin yumruklarının önüne atlaması ve böylece ışık hızına yakın bir süper/kalkan oluşturmasıdır.

Anatolia, Süpergüç savaşları’nda Akıncılar’a katılana kadar devlet tarafından aranan bir suçluydu. Genelde devletin gizli işler çevirdiği merkezleri bombalayarak ya da sabote ederek ismini duyurmuştu. Ülkeyi kurtardığı için cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Şimdilerde bu prostecu tavrını bırakmış görünüyor.

Ayrıca Anatolia hakkında bilinen ve çok üzücü olan bir konu da, Süpergüç Savaşları’nda Olympianlar arasında Türkiye’ye saldıran kişilerden birinin, Nemesis isimli süperkadının kızı olmasıdır. Nemesis ölürken Anatolia da orada annesinin ölümünü izlemiştir. Yine de Akıncılar’ın ahlaki anlayışı dolayısıyla bunun gerekli olduğu inancıyla acısını içine gömerek işine devam etmiştir. Bir süre sonra da Beyaz Işık’la evlenmiş ve hamile kalmıştır.

BAĞIMSIZLAR

Her gruptan sonra birkaç da bağımsız vereceğim. Böylece gruplar yayınlandıkça bunlarda olmayan kişiler de unutulmamış olacak.

Kara Bozgun: Nereden geldiği belirsiz, çok kuvvetli ve vahşi bir kahraman. Gölge kontrol güçlerine sahiptir. Gölgeleri ve karanlığı neredeyse birer dokunaç gibi kullanarak hiç akla gelmeyecek savaş manevralarında bulunabilir. Garrotian istilasını yok eden grupta bir şekilde yer almayı başarmıştır. Dünyanın en korkunç ikinci süperkahramanı olarak bilinir.

Rakipleri ve hatta arada kalanlar genellikle ölür. Akıncılar müdahale edene kadar Diaspora’nın beş üyesiyle birden saatlerce dövüşmüştür. Tüm hasarı karşılayan Jason adlı üyeyi öylesine hırpalamıştır ki, Deli Dumrul’un yaptığı saldırıda biraz yaralanarak atlatması gereken Jason’un aniden ölümü tüm dünyaca şaşkınlıkla karşılanmıştır.

Konuşmasını duyabilen sayılı kişiler, çok eski ve zor anlaşılan bir Türkçe ile konuştuğunu söylerler.

Spoiler: Kara Bozgun, aslında geçmişten gelmiş bir savaşçıdır. Fatih Sultan Mehmet’in emrinde çalışan ve “Kara Murat” olarak bilinen bir kişidir. Modern dünyanın kahramanlık, insan hakları, politik durumlar gibi şeylerini anlamadığı için umursamaz. Kendince doğru olanı yapar fakat oldukça farklı durumlar çıkabilir. Kişisel görevlerde yıllar geçirmiş bir kişi olduğu için sosyal iletişim ihtiyacı da olmadığından kimse tarafından tanınmaz. Genelde ihtiyacını karşılayacak kadar bir şeyler alır ve kahramanlıklarına devam eder. Geçmişe dönmeyi isteyip istemediği ya da bu konuyu araştırıp araştırmadığı kimse tarafından bilinmez.

Aşağıda Süperkahramanlı Oyun için hazırladığım kapak resmini bulabilirsiniz. Sağ tıklayıp resmi görüntülerseniz büyük boyuna ulaşabilirsiniz.

Süperkahramanlı Oyun kapak