

Bükülmez Kalkan’a doğru yolculuğumuz başlamıştı. Büyülü adımlarla, uçarcasına kat ediyorduk diyarları. Akşamabad’ı çevreleyen ormandan yeni çıkmıştık.
Birkaç adım sonra Grifon Dağları solumuzda, Kırıkdiş Dağları sağımızda kalıyordu. İki sıra dağların arasındaki isimsiz vadideydik. “Ormanda daha hızlı ilerlemiştik” dedim. “Orada periyabanının etkisi büyük, o yüzden ritualler daha etkilidir.” diye cevapladı ejderha, çok doğal bir şey sormuşum gibi umursamaz bir tavırla.
Birkaç adımdan sonra at arabasından düşmüş gibi sendeledik. Büyünün üzerimizden neden kalktığını anlamamıştım. Yeşilgöz’ün üzerinde ise bir panik havası vardı. Yürüyerek birkaç kilometre gittik, artık kolumu tamamen bırakmıştı.
Büyülü olarak engellenmediğimiz ya da istemediğimiz sürece durmayacağımıza dair sözleri aklıma geldi. Belli ki büyücü bir ejderha olarak gücünü engelleyecek kadar büyük bir tehdide alışkın değildi, artık tamamen dikkat kesilmiştik.
Bir yokuşu aşıp ticaret yollarından birine vardığımızda yol boyu sürünüp duran bir karaltı gözümüze çarptı. Temkinlice yaklaştık. Bu, yerlerde sürünüp duran bir deri bir kemik bir goblindi. İnme inmiş vücudunu kollarıyla sürükleye sürükleye, kör gözlerini diktiği bir yere doğru sürünüyordu. Ara sıra, içinde şüpheli parçalar olan kanlı bir şekilde kusuyordu fakat durmuyordu.
Bacağında, kötü kokular saçan bir yaraya saplanmış bir ok duruyordu. Yarası yeniydi; kanlar akıyordu, fakat bir haftalık yaralar gibi kararmış ve iltihaplanmıştı. İşin içinde zehir, daha kötüsü büyülü zehir olduğu belliydi.
“Görün! Görün!” diye tiz bir ses yükseldi yolun kenarındaki bir kayadan. “Görün! Görün!”
Yeşilgöz, goblinsi bir yaratığın boynu için tehlikeli olabilecek bir hızla kafasını çevirdi. Fakat tam tersi yöne. “Ordular sahibi Lord Kabaniku’yu görün!” dedi ses yine. “Aç gözlülüğün sonunda sizi içten içe yiyişini görün! Ahmaklığın cezasını, sır kalması gerekenleri sırhisardan almaya gidenlerin sonunu görün!”
Yeşilgözün baktığı yerden, daha önce de gördüğüm yalınayak bir goblin çıktı. Daha önce Kabaniku’nun hizmetinde olarak gördüğüm Çataldil isimli goblindi bu. Dalga geçercesine saklandığı yerden çıkıyordu. Her zamanki rahatlığı üstündeydi.
Silahlarımı çektim. Her zamanki hızımla değil, ağır ağır çıkarmıştım kılıçlarımı. Kabaniku’yu şişleyen okun goblinin sadağındakilerden biri olduğu belliydi ve yayda bir tanesi dururken ani bir hareket yapmak işime gelmeyebilirdi. Hepsinin tek tek zehirli olmadığının garantisi yoktu çünkü.
Sırhisar’ı koruyanlar, Ateş Tutanlar diye bir tarikattir. Bilgi ve ilim tanrısı Ioun’a taparlar ve yüzyıllardır büyülü bilgilerini kötüye kullanan deli veya hırslı büyücüleri, sihirbazları, türlü büyülü canavarları sırhisar’a kapatırlar. Sırhisar, Ioun’un baş düşmanı Vecna ve takipçileri yüzyıllar önce (o zamanki adıyla) Axahur’u yani (şimdiki adıyla) Çürümetruk’u tehdit ettiklerinde ele geçirilmiştir. İçinde akıl almaz dehşetler saklanır.
Çataldil’in bu tarikate hizmet eden birisi olduğuna inanmak zordu. Hatta imkansızdı. “Kimsin sen?” diye sordum. “Tanımadın mı beni seyyah?” diye sordu. “Ben Çataldil. Şurada sürünen Kabaniku’nun adamıydım.”
“Belli ki onun adamı hiç olmadın.” dedi Yeşilgöz. Goblin sırıttı. “Rüyalarımda bana gelip ateşten gözleriyle gücüme güç katan efendim başkadır, evet.”
Birisinin Sırhisar’ı tutan büyücüler ve tarikatçilere rağmen dışarıda hizmetkarlar toplayacak kadar kuvvetli olması fikri endişe vericiydi. “Bunu niye öldürdün?” diye sordum.
“Sırhisar’ın iki ayrı efendisi olamaz.” dedi goblin sakince. Yüzümde sorgulayan bir ifade olmalı ki gözlerini benden ayırmadan devam etti; “Kabaniku, sayıların avantajıyla Sırhisar’ı zaptetmeyi başardı. Tabi ki söylentilere kulak asmadı ve hapsedilmiş olanların kendisine minnettar kalacağı gibi ahmakça bir fikre kapıldı.” Tiz olan sesini daha da itici kılan cırtlak bir kahkahayla konuşması kesildi.
“Yemin ederim ki, bu fikre kapılmasına neden olacak hiç bir şey yapmadım, söylemedim. Kimsenin de bunu yaptığını zannetmiyorum. Kendi kafasızlığının cezasını çekiyor şu an. Ölüm Rünü serbest kaldığında ilk yaptığı şey, kolayca ölmeyeceğinden emin olup beni bunun peşine salmak oldu.”
Duyduklarıma inanamıyordum. Adeta kanım donmuştu. “Ölüm Rünü’nü mü azad ettiniz?!” diye bağırmışım. Cevap cırtlak bir kahkaha daha oldu.
“Malathgargon’un ve dünyanın dört bir yanında, gölgelerde sürünerek dolaşan, gizli sırlar öğrenip planlar kuran yüzlerce hizmetkarı vardır Ölüm Rünü’nün. Ben en yeteneklisi çıktım!”
O an Çataldil’i orada öldürmemek için kendimi zor tuttum. Ölüm Rünü’ne bu kadar yakınken en gözde hizmetkarını öldürmek, aynı kaderi adeta davet etmek demekti. Çürümetruk düşmeden önce bir sefer bu hatayı yapmıştım ve canımı çok zor kurtarmıştım. Yanımda bir ejderha olmasına rağmen, bu işe karışıp karışmayacağını bilmediğim için kendimi tehlikeye atmak istemedim.
Ölüm Rünü, yarım yüzyıl önce Vefatışimal’in orclarını hizmetine alıp Klanlar Vadisi’ni ve Malathgargon’u tehdit etmiş, çocukluğumun en korkulu kabuslarının konusu olmuş bir büyücüydü. Gençliğimde Ölüm Rünü’yle yapılan savaşta erkekliğimi ve gücümü ispat etme şansına kavuşmuştum. En gözde hizmetkarı, Kara Kraliçe Oramina’yı Rünkulesi’nin işgalinde öldürmüştüm ve bu yüzden Ölüm Rünü, saklandığı yerden çıkıp üzerime gelmişti. İşte bu anda Malathgargon’lu Kahraman Hobgoblin Lordları tarafından yakalanmıştı.
Büyücüler ve rahipler söz konusu olunca ölüm kalıcı bir sonuç değildir. Malathgargon, bu gibi basit gerçekleri unutarak en yüce şehir olmadı. Biz hobgoblinler aptal yaratıklar değilizdir. Tiefling Oramina’nın cesedi Gölgedüşümü’nün içinde, benim bile bilmediğim gizli bir lahide saklandı. Ölüm Rünü ise Ateş Tutanlar’a emanet edildi.
“Lordum seni unutmadı, Kızılgöz. Artık Malathgargon’un Kahraman Hobgoblin Lordlarından sayıldığını öğrenince çok sevindi. Adeta eski bir dostunu iyi bir yerde gören gurbetçiler gibi…”
“Kimleri görüyorum, kimleri?!” dedi bir ses, kafamızın içinde. “Ben de Çataldil nerede kaldı diye merak ediyordum. Meğer eski düşmanım Marbo Kızılgöz’le karşılaşmış. Dikkat et goblin, bu eski düşmanımın değerli hizmetkarlarımı katletmek gibi bir alışkanlığı vardır!”
Konuşan Ölüm Rünü’ydü. Kafamızın içinden konuşuyordu ve adeta ensemin arkasından bizi izliyordu. Yeşilgöz beni izlediğinde de aynı hissi yaşamıştım. Ölüm Rünü, bir eladrin olmasına rağmen, hobgoblin geleneklerine uygun olarak; eski düşmanlarına eski dostuymuş gibi davranıyordu. Her zaman kültürümüzün bir hayranı olmuş ve diğerlerinin aksine Malathgargon’u yok etmek değil, yönetmek istemişti. Sırhisar’ın zindanlarında ve işkence odalarında kişiliğini yitirmediğini görmek sevindiriciydi. Ne yapacağını kestirmek zor olmayacaktı.
“Senin zamanın daha sonra gelecek Kızılgöz.” dedi Ölüm Rünü’nün sesi. “Namevt ordumu nereye sakladığımı bulduğumda hakikaten pişman olacaksınız! Sadece zaman lazım. Çünkü işkenceyle ve büyüyle yerini öğrenmesinler diye ruhumun derinliklerine, kendimin bile bulmamın zor olduğu kısımlarına ordumun yerini saklamıştım. Hatırlamam için biraz zaman lazım sadece…” bu düşüncelerin hepsini duymamızı kast etmediğinden emindim. Telepatiye alışkın bir büyücünün böyle amatör bir hata yapması bir an için beni şaşırttı, fakat yanıma baktığımda Yeşilgöz’ün goblinüstü bir çeviklikle zihinsel bir tuzak ritualini yapmış olduğunu fark ettim. Birkaç dakika içinde oyunu tersine çevirmişti.
Yıkımdan ziyade fetihle ilgilenen birine Ölüm Rünü gibi bir lakap çoğuna garip gelir. Bir çok kişinin bilmediği şey, bu ismin aslında büyülü rünlerle bezeli bir iskelet ordusundan dolayı olduğudur. Malathgargon’la yapacağı son savaş için sakladığı bu orduyu kullanamadan alt edildiği için asla ismine layık olamadıysa da, Malathgargon’lu Kahraman Hobgoblin Lordlarını bile korkutacak kadar büyük ve yorulmaz bir ordu topladığı söylenir. İşte Yeşilgöz’ün ayak oyunu yaptığı kişi buydu.
“Çataldil, goblini bırakıp dönebilirsin.” dedi zihinsel ses. Bunu da duymamız gerekmediğini hissettim. Bozuntuya vermedim.
“Efendim beni geri çağırıyor. Fakat şu yanındaki güzel elf kadınını eğlencesi için götürebilirim!” deyip yayını Yeşilgöz’e doğrulttu. Aldığı tepkiyi bir goblinsiden beklemediği belliydi. Yeşilgöz ileri doğru kısa bir adım atıp gözlerini gobline, doğadaki en vahşi yaratığın yuvasını tehdit ettiğinizde alacağınız bir bakışla baktı. Duruşu, saliseler içinde saldırmaya hazır bir şeydi. Hep derler, doğanın sunabileceği en muhteşem özellikleri ejderhalarda bulabilirsiniz diye; işte o anlardan biriydi bu. O yayı değil bırakması, buna karar verdiği anda Yeşilgöz harekete geçecekti. Goblinle kadın-ejderha arasındaki mesafe adeta görünür şekilde gerilmişti ve kısalmıştı.
Çataldil, aptallıklar yaparak Ölüm Rünü’nü kurtarmamıştı. Hangi savaşı kaybedeceğini bilmek bu gibi yaratıklar için elzemdir. Tehdit oluşturma ihtimali olmayacak şekilde yayını gevşetip indirdi. Yeşilgöz’ün ise Çataldil uzaklaşmadan şeklini bozmaya niyeti yok gibiydi. O da anında ortadan kayboldu. Tek bir kelime söylenmeden, güç gösterisinde bulunmadan bu kadar özgüvenli bir kişinin sindirildiğini sıklıkla göremezsiniz. Gerçekten etkileyici bir sahneydi; benim gibi çok şey görmüş yaşlı bir hobgoblin için bile.
Çataldil’in gittiğinden emin olduktan sonra yolumuza devam ettik ve belli ki büyülü korumaların sınırlarını geçtikten sonra aniden hızlandık. Artık Bükülmez Kalkan topraklarına kadar önümüzde bir engel yoktu ve kolayca kendimizi istediğimiz yerde buluverdik.
Categories: Kurulumlar, RPG Materyalleri |
No Comments »