

Bilinen dünyanın neredeyse her yerini gezdim. Goblin ayağının bastığı neredeyse her yeri gördüm. Buna rağmen utançla söylüyorum ki, her ölümlünün yapacağı gibi, perili bir ormanda kayboldum. En tecrübeli izcileri bile şaşırtacak kadar yoğun bir ormanın yanı sıra, neredeyse hiç bir mihenk taşı koyamayacak kadar çeşitli bitki ve çiçekleri yüzünden bu ormanlarda kaybolmak çok kolaydır.
Akşamabad’a doğru gittiğime emindim. Çünkü sıklıkla periyabanına ait yapılarla ve garipliklerle karşılaşıyordum. Böylesine yoğun ve gizemli bir ormanın ortasında yoktan yere beliren bir şelale ve bunun içinde yıkanan bir güzele rastlarsanız size tavsiyem; kaçın. Ya da ağaca tırmanmış bir kaplumbağa, ucuza dövme yapabildiğini iddia ederse meraklanmayın.
Çevirmenin Notu: Periyabanı; Feywild.
Perili ormanlarda dikkat edilmesi gereken en önemli şey ise, ölümün işaretleridir. Normal bir ormanda cesetlerden geriye hiçbir şey kalmaz. Yanlış yönleri göstererek sizi bir yerlere çekmezler. Ya da tıkırdaya tıkırdaya peşinizde dolanıp sizi takip etmezler. Dikkatli baktığınızda “ah, bu zırhlı iskelet bu çiçeklerin arasına ne kadar yakışmış!” demezsiniz. Ve normal bir ormanda, kesinlikle ve kesinlikle cesetler konuşmazlar. Bu temel kuralı unutanlar her zaman perilerin kurbanı olur.
Periyabanı’na tam bir geçiş yapmadığımdan emindim. Ama periyabanından bir şeylerin bu dünyaya geçtiğinden emindim. Daha önce hiç tadmadığım tatlı kokular (evet kokular tadabileceğiniz kadar yoğundu), çıkan seslere göre renk değiştiren enteresan çiçekler, yer yer inen pırıltılı bir sis, uzaklarda dolandığını gördüğüm ışıklı silüetler bir geçide çok yaklaştığımı işaret ediyordu.
Hepsinden daha kötüsü, sürekli izlendiğim hissine kapılmamdı. Etrafımda hiç bir hareket ya da canlı olmadığını, hatta etrafımda bir ölü dahi olmadığını bildiğim zamanlar bile bu his gitmiyordu. Büyülü yollarla gözleniyor olabilirdim. Ne yazık ki bunları engellemek için alabileceğim önlemler hep kampta kalmıştı.
İki gün kadar dolandıktan sonra periyabanına ait izler azalmaya başladı. Akşamabad’dan uzaklaşıyor olmalıydım. Umudum, kuzeye doğru gitmiş olmam ve yakın zamanda bu ormandan çıkmamdı. Fakat zorla tırmandığım bir tepeden bakabildiğim kadarıyla, ormanın daha da içerilerine girmiştim. Küfürler ederek tepeden aşağı indim.
Bu uçsuz bucaksız ormanda en son istediğim şey, bir peri bahçesine düşmekti. Peri bahçeleri, rastlayabileceğiniz en zalim yerlerdendir. Çocukça bir zevk için enteresan şekillerde bükülüp top gibi oynanabilir, antik zamanlardan kalma yıkıntıları süslemek için perde gibi gerilip yayılabilir, bütün organlarınız başka yerlerde iken kendinizi toplamanız gereken oyunların parçası olabilirsiniz. Bütün bunlar olurken de hâlâ yaşıyor olursunuz.
Bütün orman boyunca aklımdan peri bahçeleri çıkmıyordu. Akşamabad’ı çevreleyen ormanda, özellikle görünüşe göre şu an gitmekte olduğum yönde (batı) oldukça fazla olurlar. Eladrinler tarafından alınmamış her orman parçasını kendi zevklerine göre oyun yeri yapmak isteyen periler, Malathgargon’dan birilerinin gelip oyunlarını bozamayacağı derinliklere kaçarlar. İşte belki de tüm evrenlerdeki en dehşetengiz olaylar bu derinliklerde gerçekleşir.
Özellikle güzel Malathgargon’da kalırken ara ara uğrayan tüccar bir tanıdığım vardı. Kuvvetli hobgoblin ırkından olmasına rağmen sürekli ve tedavisiz olarak mutsuz bir adamdı. Hayatta hiç bir şey onun yüzünü güldüremez, dünya kazançları ya da ten zevkleriyle ikna olmazdı. O kadar merak uyandırıcı bir durumu vardı ki, lanetli olduğunu düşünürdük. Sayısız yolculuklarımdan birinde öğrendiğim, her tür laneti bertaraf edip kişiyi mutlu eden “sevgi sözcükleri”nin dördünden birini bile öğretmiştim kendisine. Birine öğrettiğiniz takdirde kendinizin unuttuğu bu gizemli, kadim sözcüklerden birini harcayacak kadar beni merakta bırakmasına karşın bu bile yüzünde tebessüm oluşturmaya yetmemişti.
Sonradan kendisini sıkıştırıp öğrendim ki, ormanda bulunmamış kaynaklar ve köle edecek birilerini ararken bir peri bahçesine düşmüş; her adamı ve götürdüğü akrabaları gözünün önünde tüyler ürpertici işkenceler görürken kendisi makus talihi sayesinde hayatta kalmıştı. Çünkü kendisini beğenen ve kendi ırkı içinde bile çirkinler çirkini sayılan bir fomorian kadınıyla evlenmek zorunda kalmıştı. Değil dokunmak, kendisini düşünmek bile çelikten bir mide isteyen bir yaratıkla her gününü geçirmek zorundaydı. Sadece dolunayda bu fomorian, tanrıça güzelliğinde bir kadına dönüşüyor ve o gün tutan tohumlardan güzel çocuklar oluyor, diğer yirmidokuz gün ise türlü türlü ucubelere gebe kalıyordu.
Duvarlara, kazıklara gerilmeyi; asit banyolarından geçirilmeyi; bütün sevdiklerimin ve hatta güzel şehrim Malathgargon’un dahi diri diri yakıldığını görmeyi, bu mutsuzlar şahı arkadaşımın kaderini paylaşmaya yeğlerdim. Eğer ki seçenek sunulursa, ölümü seçeceğimden oldukça emindim. Sunulmayacağına da emindim.
Peri bahçelerinden kurtulacak kadar zeki, çevik ve kuvvetliyseniz; aldığınız risk oranında büyük ödüllere de kavuşabilirsiniz. Sadece kaba kuvvetle peri bahçesi dağıtıp gelen ve taşıyabileceğinden fazla, her bir parçası servet eden hazineler getiren kişiler tanıdım. Ne yazık ki, lanetten midir kaderden mi bilinmez, bu servetler uzun süre ellerinde kalmadı. Kim bilir, belki bu sefer şanslı olan ben olurdum.